Ana içeriğe atla

Okumalara Doyamamalar


“Zamanımızı, yani ruhlarımızı boşa harcıyoruz; her gün kapılara güm güm vurarak.” diyordu birazdan söz edeceğim kitap. Şu sıra hem benim çokça yakındığım hem de sıklıkla hayatından bunalmış insanların kaleminden okuduğum serzenişlere, bir tuğla da o koyuyordu.

Birkaç zamandır evdeyim ben. Kışın gelmesi de (!) isabet oldu doğrusu. Düzeninden sıkıldığım, bolca küfür savurduğum işleri bir kenara koyma ve kafamı dinleme şansı verdi bana bu ara. Fırsattan istifade çoktandır ihmal ettiğim kitaplığımda aldım soluğu.


Yeni evime henüz taşıyamadığım, dev bir kitaplığım var. Benim için fazlasıyla özel olan eserleri tabii ki getirdim yanımda, birçok yere götürdüğüm gibi. Bu kitapların her birinde bir “exlibris” izi var. Yani Aslı'nın kitaplığı imzası, kitabı aldığım tarih ve kitaplıktaki sıra numarası.. Bugüne kadar yaptığım en güzel işler listesinde ilk 5'e sokarım bu hareketi. Kitapla olağandışı bir ilişki geliştirmiş her okura da naçizane tavsiyemdir. Der, asıl mevzuya geçerim.

Zaman evde geçerken ve havalar bizi evlere kapatmak konusunda ısrar ederken, defalarca okuduğum, benim için çok özel bir kitaptan söz edeyim size. Edeyim ama sizin de hayatınızda böyle kitaplar var mı bilmiyorum, dönem dönem kendini zorla okutan? Akla düştüğünde yataktan kaldıran, uyku katleden, işleri yarım bıraktıran? Onların tadını, hayatta çok az şeyden aldım. İşte o kitaplardan birinden söz edeyim ben.

Zorba'sıyla gönüllerde yeri bambaşkakis bir yazarın, Nikos Kazancakis'in Allah'ın Garibi isimli romanı. 2007'de hayatıma giren, hatta Zorba'dan önce hayatıma dahil olan bu roman, bugün varlığını izleyebileceğiniz Fransisken tarikatının kurucusu Assisili Francesco'nun Tanrı'yı arama yolunu anlatıyor. Böyle “tarikat” sözcüğünün dünyamızdaki kirlenmiş anlamından uzak, asıl anlamına yakın duran bir topluluğun kurucusundan söz ediyorum. Sevgililerine serenat yapan bir aşık iken düşkünlere, yoksullara, günahkarlara kalbini açar ve Tanrı'nın yolundan yürümeye başlar Francesco. Hikayeyi ise onun yoldaşı Leo Kardeş'ten dinleriz.

Kazancakis'in bir notu var kitabın başında, Francesco'nun sözlerini, işlerini bir bir anlatmadığını, kurguladığı eklemelerin de olduğunu, bunu bilgisizlik ya da küstahlık olarak değerlendirmemek gerektiğini belirtiyor. Ve ekliyor: Sanatın buna hakkı vardır. Sadece bir hak da değil bu, aynı zamanda her şeyi bir öze bağlamak görevi. Sanat hikaye ile beslenir ve onu kurnazca sindirerek efsaneye çevirir.

Niko'nun hakkı var! Sayfalarını her araladığımda içimi ısıtan bir yoldaşlık ve hayatı okuma, anlamlandırma kitabı Allah'ın Garibi.


Yıllardır tekrar tekrar ellerimde dolanan, aklımda koşturan iki kitap daha var masamda gördüğünüz gibi. Yaşama Uğraşı ve Sevda Sözleri.. Her ikisi de düşenin dostudur. Onlar, başlı başına başka yazıların konusudur!

#BlogFırtınası - Gün2

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sen ve Ben

Geçenlerde Power FM'de bir şarkıya rastladım. Resmen beni ele geçirdi. 
Çok yüksek olmayan bir tempo, akla takılan bir melodi ve bir kelimesini bile anlamadigim (arada bir "perişan" duydum sanki) sözlerin böyle cezbedici olmasi.. Beni benden aldı.

Kulak kesildim, baktım sözler Farsça gibi. Hemen SoundHound'u açtım, şarkıyı buldum: Man o tu.

Şarkıya sardıktan sonra öğrendim ki sözler Mevlana şiiri imiş. Aklım bir daha kaçtı. 

Şiirin Farsça ve Türkçesini yazayım, tam olsun.
Dinleyin, dinletin.

khonak an dam ke neshinim dar eyvan, man o to
be do naghsho be do soorat, be yeki jan, man o to
khosh o faregh ze khorafat-e-parishan, man o to
man o to, bi man o to, jam' shavim az sar-e-zogh

saadet zamanı: avluya doğru oturmuşuz, sen ve ben
endamımız çift, sûretimiz çift, rûhumuz tek, sen ve ben
bulandıran palavralardan âzâde, gamsız bir keyif, sen ve ben
sen ve ben, ne sen varsın ne de ben, bir olmuşuz aşk elinden





Periscope'uyoruz!

Biraz Paris'te turlamaya ne dersin? Ya da Riyad'da toplantıya yetişmeye? Milano'da metroya binsek? Maryland'deki kazları izlesek beraber?

Bunların hepsini yaparız tabii ömrümüz varsa. Seyircisi olmaksa bu ara hem bedava hem de fena eğlenceli. 

"Periscoping" gibi bir ifadeyi hayatımıza katan, şahane bir uygulamadan söz ediyorum: Periscope

Şurada daha bir yıl önce ortaya çıkan "dünyayı başkasının gözlerinden görme" fikrinden doğan bu "app", uygulamanın yaratıcıları Kayvon Beykpour ve Joe Bernstein'in aklından öptürecek cinsten. 

Uygulamanın resmi internet sitesinde dünyanın dört bir yanını görmenin büyüsünden bahsederken Kapadokya'ya da selam çakan adamlar, şu cümleyle gönülleri fethediyor: Bir fotoğraf, binlerce söze değer olabilir. Ama canlı bir video, seni başka bir yere götürebilir.

Nasıl çalışıyor? 

Bu arada sadece ios'larda çalışıyor. Ancak Android cihazlar için de uygulamanın eli kulağında. 

Uygulamayı indiriyor, varsa Twitter …

Haftanın Güzelleri: ActOrchestra - Sıfırdan Sonra

Hayatta bazı güzellikler var; hiç beklemediğiniz bir anda haberdar olduğunuz ve iyi ki de bana göründü dediğiniz güzellikler. İşte geçtiğimiz hafta ben böyle iki güzelliğe denk geldim.

Konuşmak? Yani bildiğimiz anlamda? Hayır.


Bursa'da bu yıl dördüncüsü düzenlenen "Bursa Uluslararası Balkan Ülkeleri Tiyatro Festivali", Devlet Tiyatroları'nın şahane etkinliklerinden biri oldu. Ancak bu festivalin bir oyunu vardı ki, sanırım sahne sanatları hakkında herhangi bir şey beni uzun zamandır böyle düşündürmedi.

Actorchestra'dan söz ediyorum. Bükreş Ulusal Tiyatrosu oyuncularının sahnelediği, tek perdelik bu oyunda herhangi bir dilde konuştukları söylenemez. Ancak herkese aynı anda aynı duyguları hissettirecek, senkron sıkıntısı yaşatmadan güldüren, coşkulandıran bir performans izlediğimizi içtenlikle söyleyebilirim. 
Aslında biraz önce her ne kadar "bir tiyatro festivalinde" kendisini "oyun" diye çağırmış olsam da, bu seyri doğru tanımlamak biraz güç. N…