Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2013 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Güneş Kokusu Lazım

Bana sıcak günbatımları lazım. Akşamın serinliğini getiren, kızıl rüzgarlar. Her günün sonunda yeniden tazeleneceğim bir ağaç altı. Birkaç dost sesi yahut buzuki.. Klarnet belki, en dokunanından.

Bana ılık sabahlar lazım; kuş sesleri, gündüz düşleri. Kahvaltılar lazım, taze mevsim reçelli, çeşit çeşit peynirli. Bir fincan ılık çay lazım, yarım bırakacağım.

Bana biraz deniz kokusu lazım. İlla ki o lazım! Tuzu, nemi, tüm ağrısı sancısıyla deniz.

Nereye gitsem onda kalacağımı bildiğim bir ev lazım bana. Her odasına kendimi, anılarımı kazıdığım. Şarkılar söyleyip şiirler yazdığım bir ev.

Nerede olduğundan çok nasıl olduğu, nasıl olduğundan çok kimlere yakın durduğu mühim bir ev. 

Öyle ya, insanın içi taşıyorsa karanlık şehirlerin, yüzlerin sisini pusunu, en cennetten köşede bile yokluk var. 



Günün bana söylediği, yaşamak istediğim yeri anlatmam gerektiğiydi. Malum, #BlogFırtınası.. Biraz hastalık filan girdi araya, aksadı. Lakin tamamlanacak diyorsak tamamlanacak! 

Bir de duyuru: 
Yarın Yeditepe …

Okumalara Doyamamalar

“Zamanımızı, yani ruhlarımızı boşa harcıyoruz; her gün kapılara güm güm vurarak.” diyordu birazdan söz edeceğim kitap. Şu sıra hem benim çokça yakındığım hem de sıklıkla hayatından bunalmış insanların kaleminden okuduğum serzenişlere, bir tuğla da o koyuyordu.
Birkaç zamandır evdeyim ben. Kışın gelmesi de (!) isabet oldu doğrusu. Düzeninden sıkıldığım, bolca küfür savurduğum işleri bir kenara koyma ve kafamı dinleme şansı verdi bana bu ara. Fırsattan istifade çoktandır ihmal ettiğim kitaplığımda aldım soluğu.

Yeni evime henüz taşıyamadığım, dev bir kitaplığım var. Benim için fazlasıyla özel olan eserleri tabii ki getirdim yanımda, birçok yere götürdüğüm gibi. Bu kitapların her birinde bir “exlibris” izi var. Yani Aslı'nın kitaplığı imzası, kitabı aldığım tarih ve kitaplıktaki sıra numarası.. Bugüne kadar yaptığım en güzel işler listesinde ilk 5'e sokarım bu hareketi. Kitapla olağandışı bir ilişki geliştirmiş her okura da naçizane tavsiyemdir. Der, asıl mevzuya geçerim.
Zaman …

Kış Masalı

Bir varmış bir yokmuş. Adamı her aşk gibi en "var" yanından yakalayıp kulağına bir şarkı dökmüş, yok olmuş... 

"Sevgiyi bilmiyorlar, bilmiyorlar!" dedi bir kış akşamı, nefesi yakınmasıyla kesildi. "Bilseler böyle mi yaparlar! Bir görünüp bir kaybolan karabataklardan farksızlar. Farkları yok birbirlerinden, hepsi aynılar. Ama sen başkasın, başkasın değil mi?" Umutla sarıldı, sarıştık. Bir masalın gelişme bölümünü birlikte yazdık.

Aylar sürdü; yollar, saatler aldı. Dakikalar kısaldı, mevsimler uzadı, bilhassa kış. Ayazı dayadı sanki soğuk yataklarımız bize yetmezmiş gibi. Fondaki şarkı hep alev alevdi, sözleri değişmedi.

Gün geldi, bahara kavuştu zaman. Zaman kavuştu da eksilmişti var olan. Oyun bozulmuştu, büyüyse çoktan.. Eller bırakıldı, valizler toplandı, gemilere binildi, gemiler demir aldı, demir attı. Kıyı başkaydı, liman başkaydı, su, hava, mevsim başkaydı. Her başlangıç, bir başka bitişe gebeydi. Çünkü aşk daima bir vardı, bir yoktu. Çünkü bir "v…

Kar mı o?!

Günlerdir içimizi sıkan karanlık ve kasvetli havalar kendini kara teslim etmek üzere. Herkeste de bir meteoroloji merakı kendini gösteriyor yılın bu demlerinde. "Kar yağacak diyorlar, kar geliyormuş, Balkanlar'dan gelirse pis gelir.." Hepimizde bir hava durumu spikeri edası.. 

Televizyonlar bizim bu halimizi bilir de geri kalır mı, onlar da yapıştırıyor cevabı! Kayarak yolda kalan otomobillere çarpan sürücüler mi istersiniz, patinaj çeken minibüsleri itenler mi, yoksa "karın tadını çıkaran çocuklar" mı? Hepsi her akşam, akşam haberlerinde. Kaçırmak isteseniz de kaçıramazsınız! 

İşte tüm bu çirkin, Allah'ın cezası kar-kış görüntüleri ve içeriklerinden birkaç tık fazlasına gidelim. Yer Hollanda. Hollanda'da hava sıcaklıkları mevsim rekorları kırarken çekilen, kışın en doğal yüzünü önümüze getiren anlar.. Biraz olsun tuz kamyonuna çemkiren amcaları, AKOM'ları kakomları unuttursun diye.. 

Ayrıca dikkat; görüntüler akarken kulağınıza Hans Zimmer dokunabili…

Twitter'dan Nağmeler vol.16

Nedir bu Twitter'dan Nağmeler?! 
Tabii ilkini aylar önce yazdığım için, 16.sını yayınlarken bir durup not düşeyim dedim. 

Efendim, aslında hadise gayet açık olmakla birlikte, Twitter'dan Nağmeler, Aslı'nın kendi kendine karaladığı Twitter mırıldanmalarından başka bir şey değildir. Evrenin kara kara deliklerinde yok olup gitmesin diye kulağından tutup bloguna getirdiği birkaç satırdır, o kadar. 

Orijinaline sadıktır, itibar ediniz, seviniz. 
Ha, Aslı Twitter'ın neresindeymiş dersiniz, takip ediniz: https://twitter.com/asli_aker

---
Hayata geç kalan insanları mutlu etmek zordur, çabalamayın.
/


Hayatın aktığını ve senin yalnızca baktığını fark ettiğin an.. İşte o an, çoktandır ertelediğin neyse onu yap. Yoksa bir daha erteliyorsun.
/


"Akil" sözcüğünü bugün duymuş(!) olmasaydık, bugün "akil adam" peşinde geziyor olmazdık.
/


Ben öldükten sonra ölümle ilgili tweet'lerimi retweet'lemeyin lütfen. Bunu da mesela. #fyi
/


"GS'li Ufuk sevgilisinin çıplak fot…

Bir Komşu Nefes

12 Kasım'da İstanbul'dan büyüleyici bir müzisyen geçti.. 
İsmini pek çoklarımızın zihinleri tanımasa da, melodilerini kulaklarımız çok iyi tanıyor. 
İstanbul'dan bir Vassilis Saleas geçti ki ne geçmek!

Müzisyen bir ailenin çocuğu olan Saleas, 9 yaşında öğrenir klarnet çalmayı, amcası ve babasından. Bir çingene çocuğudur Vassilis,  hamurundaki deha 14 yaşında ilk profesyonel kaydını yapmasına imkan verir. Yunanistan'ın pek çok ünlü ismiyle birlikte çalışan müzisyen Türkiye'de de Laço Tayfa, Serkan Çağrı gibi özel sanatçılarla da aynı sahneyi paylaşır.

Kendi tarihime baktığımda hep bir karşı kıyı aşkı görürüm. O tarihe bakan herkes de bu aşkı görür. İnsanından tatlarına, denizinden müziğine bir Yunanistan aşkına tutulmuş, ait olmadığı bir yerin meftunu bir garibim. İşte bu gariplik vesilesiyle tanıştım ben onunla yıllar evvel. Onu dinleyip içlendiğim gecelere girmeyelim. Lakin yazarken, o iç yakan notalarla beni harap etmişliği çoktur. Gün, karşılaşma günüydü.

Jolly Jo…

Kulaklarınıza Layık 10 Sonbahar Kadını

Hava kendini yağmura verince, istersen yerinde duramayan swing şahaneleri dinle, istersen uçuşan Fransız chanson'ları, mod bir türlü yükselmek bilmiyor. İşte ben de tam bu sırada, son zamanlarda dünyama giren bazı kadın vokallerin, sizi yağmurlu sokaklardan alıp, ta yağmurun göbeğine yerleştirecek şarkılarıyla tanıştırmak istedim. Adeta yağmur sesli bu kadınlar, yaza duyduğunuz özlemi katlarsa sorumluluk kabul etmiyorum!


Skye - I believe
Lykke Li - Until we bleed
Iyeoka - Simply falling
Lucia - Silence
Sarah Jaffe - Better than nothing
Soley - Pretty Face
Noora Noor - Forget what I said
Jessie Ware - Wildest moments
Asa - The way I feel
Bebe - Siempre me quedara

"Bu liste az olmuş, şu olmadan eksik olmuş" diyeniniz varsa, "şu"larınızı beklerim. 

Sıralama da olduğu gibidir, bir ölçütü yoktur, aman. 
Lakin Noora Noor ve Iyeoka başkadır, söylemeden geçemem. 

“Create. Learn. Grow.”

Henkel’den gençlere yaratıcılıklarını ve yeteneklerini göstermek için uluslararası fırsat!
Öğrencilerin ileri görüşlü fikirlerini ve ilgi çekici konseptlerini sunmalarına olanak sağlamak amacıyla uluslararası ölçekte gerçekleştirilen “Henkel Innovation Challenge” bu yıl 7’nci kez düzenlenecek. Türkiye ile birlikte 30 ülkeden öğrenci ekiplerinin davet edildiği yarışmaya katılmak isteyen gençlerin 11 Aralık 2013 tarihine kadar başvuruda bulunmaları gerekiyor.
Henkel’in akademik yılı başlangıç dönemlerinde düzenlediği uluslararası öğrenci yarışması “Henkel Innovation Challenge” bu yıl 7‘nci kez düzenlenecek. Yarışma için Henkel, dünyanın farklı ülkelerinden öğrencilere yeni Henkel ürünleri ve teknolojilerine ilişkin vizyoner fikirlerini ve konseptlerini sunmaları çağrısında bulundu. “Create. Learn. Grow.” (Yarat. Öğren. Kendini Geliştir.) sloganı altında, 11 Aralık 2013 tarihine kadar yenilikçi ve sürdürülebilir fikirlerini www.henkelchallenge.com web sitesi üzerinden göndermek üzere topla…

"Günde 4 defa istifa ediyorum!"

Dün Twitter hesabım üzerinden bir soru sordum: İşinizi, sektörünüzü değiştirmeyi ne sıklıkla aklınızdan geçiriyorsunuz? dedim. Aldığım yanıtların tamamı "neredeyse her gün" diyordu. 
Sahi, bu kadar ihtiyacımız var mı bu değişime?
Ben, benim çevremdeki birçok insan İstanbul'da yaşıyor. Şehir artık öyle bir hale geldi ki, güneşli bir günde, sabah uyanıp evden sadece yürümek için bile çıksanız, dönüşte dayak yemişsiniz gibi hissediyorsunuz. Kalabalığı, gürültüsü, insanının pürüzlüsü, bu şehirde yaşamayı zor kılıyor.
Bir de bunun üzerine evden işe gidebilmek meselesi, trafiği, metrobüsü, plazasının gelmek - durmak bilmeyen asansörü eklenince, mesai daha başlamadan sıkıntısını gönderiyor. 
Hadi şehir stresi insanın ayarlarını bozuyor da ofisler, işler güçler tek başına bozmuyor mu? Bozmaz olur mu! Aldığım yanıtlardan çoğu, İstanbul'un bu fenalık getiren hallerinden yakınmaktan çok işin kendisinden bunalmaktan söz ediyordu. 
Bize bir şeyler yaptılar...
Sınavlarla filan, bizim ha…

Mad Men'cilik Oynarken vol.1

2004'ten bu yana, fasılasız kariyer koşturmacasındayım. Hepimizin hayata tutunduğu dal başka, ben de "yazmak" eylemi üzerinden farklı sektörlere girip çıktım. 2007'den bu yana ise reklam - pazarlama dünyasında, türlü çeşit ajansa değdim dokundum. Son yıllarım ister istemez daha "dijital"... 


Zaman içinde öğrendiğim bazı şeyler var ki, onları yazmak istedim artık bir yerlere. Size mi not düşmek olur bu, tarihe mi not düşmek olur bilemem; lakin en çok kendime not düşmektir. 

Her ajans aynıdır, farkı insan yaratır. 
Dedikodusu, kapışması bitmez yerler bunlar. Kimsenin fısır fısır kapı arkasında söylenmekte, başkalarını çekiştirmekte beis görmediği acayip yerler... Akışları da birbirine benzer. Pek çoğunda brief nasıl alınır bilmeyen müşteri temsilcileri, sanki başka bir gezegende yaşayan, farklı birimleri kullanıyormuş gibi izahat veren (çoğunlukla vermeyen) yazılımcıları, çoğu zaman kendi aleminde yaşayan yaratıcı ekipleri ile rengarenk yerler! Bu arada yazılımc…

Bir Şair Varmış, Bir Kitap Olmuş...

Bazen şiirlere saplanıp kalmak istersin. O zamanlarda bazen Cemal tutar elinden, bazen Edip, bazen İlhan... Ellerinden tutar, usulca kaldırırlar yerinden, zira yürünecek çok yol vardır. 
İşte son zamanlarda bir şiir kitabı tutuyor beni de ellerimden. Evvel Sevda İçinde. "Bir masalın aşık yanı" demiştim vaktiyle, tıpkı öyle. Şiirin aşık yanı bu masalı içinde. 


Bu masaldaki şair İbrahim Öksüz, sesi, tınısı, hatta nefesi şiir bir adam. "Tanısan seversin" cümlesini onun için "tanısan okursun" olarak yeniden düzenleyebilirsin, daha yerinde olur. Ben de vaktiyle tanıdım, okudum onu. Evvel Sevda İçinde ile bir daha.. 

İçinde bulunduğumuz zamanların tüm ahenksizliğine, yarına inanan, yarına tutunan bir umut ve inatla.. Israrla aşkla şiirler okumaya, şiir kitaplarına sarılmaya devam etmek için şiddetle tavsiye olunur. 



Twitter'dan Nağmeler vol. 15

Twitter'dan Nağmeler... Yani Aslı'nın Twitter'da söyleştikleri arasından seçtiklerini dönem dönem yayınlama hali. Maksat söz uçmasın, yazı kalsın.


Samimiyetle ilgili bir alıp veremediğimden çok, verip alamadığım var.

/

Sosyal medya, birileri yaşarken onlara bakan adamlara, "biraz olsun yaşıyormuş" hissini tattırdı. Ondandır cazibesi.

/

Bir insanı sevmeye kalkışmayın. Sevin. Söverken bu kadar düşünmüyorsunuz..

/

İnsan 7'sinde nasıl bakıyorsa, 70'inde de öyle bakıyor. Bakış hep sabit!

/

İlk aklınıza gelen fikir kıymetlidir. Ama en iyi çalışacak olan odur diye bir kural yok. Sabit fikir süründürür.

/

Bazı adamlara anlattığın lafı taşa anlatsan, yarın elinden tutar okula yazdırırsın.

/

Birçok doktoru tenzih ederek soyluyorum ki, doktorlar ve kasaplarin ayni onlugu giymesi tesaduf degildir.

/

Şair demişti ya, en fazla bir yıl sürer yirminci asırlılarda ölüm acısı.. Twitter'a erseydi süreye revizyon verirdi.

/

Bazen gerçekten deve ve hendekle takılsaydım diyorum.

/

Unutmak v…

Karıncalar Gibi...

Karıncalar gibiydik.. Bir ıslak küp şekeri bir o köşeye, bir öbür köşeye koyuyorlardı. Gün içinde, saat içinde değişiyordu yönümüz, davamız, gündemimiz.. Bu sırada altımızı oyuyorlardı. Biz inançla yürüyorduk. Sadece yürüyorduk.

Biz Kazanacağız!

Futbol eşittir şiddet ve o da eşittir holiganizm denklemine; 
Bu denklemin olağan kabul edilmesine; 
Çocukların, kadınların, yaşlıların, didişmek için değil, keyif için gelenlerin futboldan uzaklaşmaya başlamasına; 
Sadece kendilerinin haklı olduğunu düşünenlere, empati yoksunlarına; 
Gördüğüm doğruları söylerken bile bir tarafın düşmanı ilan edilmeye; 
Her söylenen söze, her eleştiriye geçmişten bir karşılık bulunmasına, her şeyin bir ‘hesaptan düşme’ gibi gösterilmesine; 
Yasalara aykırı eylemleri kendi kulübü yapınca susanlara, hatta destek verenlere; 
Önceliği gazetecilik mesleği değil tuttuğu takım olan meslektaşlarıma; 
‘Bunu neden şu zaman yapmadınız da şimdi yapıyorsunuz’ diye satır aralarında art niyet arayanlara, satır aralarına art niyet saklayanlara; 
Sahaya yabancı madde atanların değil buna hedef olanların tahrikinden bahsedilmesine; 
Aleyhlerine yapıldığını düşündükleri her hakem hatasını görünmez düşmanlara bağlayanlara, 
Bir aile ortamından uzak, herkesin birbirini arkadan hançe…

kul yapısı bir aile yapısı(!)

"türk aile yapısıyla örtüşmeyen programlar için şifre uygulanacak."




bu güzelim açıklamayı kadın ve aileden sorumlu devlet bakanı yapmış. belli ki birileri pek içerlemiş sevişme sahneleri(!) fışkıran "yastık üstü" dizilere...

önce biri bana şu türk aile yapısını bir anlatsın, gözünüzü seveyim. benim ailemde gördüğümse bahsedilen, yakın çevremde benzer bir yapı var, aklı başında olduğunu düşündüğüm pek çok insan da benzer bir "aile yapısının" kıyısından geçmiş, köşesine değmiş. sorun yok gibi bu yakada.


onların sözünü ettiği tertemiz "türk aile yapısı"nın göz önüne, su yüzüne çıkmaya başladığı yerlere bir bakmak gerek ama. örneğin gazetelere, halkın birbirinden, halkın olan bitenden, üstün alttan, altın üstten üstün körü de olsa haberdar olmasını sağlayan kitle iletişim aracına. açalım üçüncü sayfaları, bir göz gezdirelim. karısının telefonuna gelen yanlış mesaj yüzünden dehşet saçan koca, gelinine sarkan kayınpeder, baldızına atlayan adam, yeğeni…

Hürriyet

Gitti, anıtı dikildi Uğur'un bir köşesine İstanbul'un.. 
Birkaç metre ötesinde Hrant katledildi. 
Oysa, Abide-i Hürriyet'ti bir üst caddenin adı. 

Sadece adı..

Yoksa bir Abide-i Hürriyet, bunca sessiz kalır mıydı!

Taze frikik vs. Namus cinayeti

Hayır, artık şaşırmıyorum da, insan etine bakış açım değişecek, ondan korkuyorum.
Neden bahsettiğim başlıktan gün gibi kendini açık etse de, derinleştirmekte fayda var.
Gazetecilik online oldu, mertlik bozuldu! Ha ne kadar vardı, onu başka bir gün tartışırız. Lakin her gün yüz binlercesi matbaalarda basılan, milyonlarca göz tarafından okunan, dokunulan o gazeteler, sizler sahiden mübarektiniz! Her biriniz adeta bir okunmuş pirinç, bir su damlası kadar kutsaldınız! Ne zaman internetle tanıştınız, kendinizi bozdunuz. Sadece arka sayfalarınızda ve yetişkin eğlence servisleri(!) ilanlarında sergilediğiniz kadın bedenlerini, galeri galeri, beşer onar, tomar tomar pazarlamaya başladınız!
Yetmedi, “seksi fotoğrafları için tıkladığımız” galerilerinizde, iki fotoğraf arasına bir reklam aldınız, kazancınızı katladınız. O sırada ne o kadınlar, ne onların özel hayatları, ne de yayınladığınız fotoğrafları çeken fotoğrafçıların telifleri umrunuzdaydı!
Bugün memleketin “en çok ben okunuyorum, internetin…