Ana içeriğe atla

Twitter'dan Nağmeler vol.14




Günler aylar boyu sessiz kalınca, araya tonlarca iş, bir de sağlık tasaları girince, nihayet can bedende kalınca geri döndüm. Geçen zamanlarda neler söylediğimi bir de burada söyleyeyim, yeni bir başlangıç yapayım dedim, 26 olmadan. 


Emlakçı dilinde kullanılan "keyifli" ve "temiz" ibareleri, o evin vasatın altında olduğunun habercisidir. #iskanmacerasi

/

Yeni reklamcılık sadece "yaratıcılıkla" yürüyemiyor, mutlaka gelişmeleri izlemek için mesai istiyor.

/

Hiçbir şeye inancın kalmadığı şu günlerde Fenerbahçe inancınız da kırılmaya yüz tuttuysa korkmayın. Olur. Geçer. Yine Fenerbahçe'ye sarılın.

/

Sadece telefonu akıllı olan insanlardan sakınınız.

/

Fener medyasi, Cimbom medyasi yoktur, ruzgara gore yol alan yelkenli vardir. Zira medya, kaygan zeminin babasidir.

/

Bir adam öldüğünde, bir bebek doğduğunda, yahut her büyük hadise geçiren kent için "bir şey söylemek zorunda hissetmek" zor/sıkıcı değil mi?

/

Lütfen mutlu çocuklar yetiştirin. Teşekkürler.

/

İnsan en cok kendisinin sirdasi.

/

Markaların ":)" ile içerik paylaşmasını antipatik bulan bir ben miyim şu gezegende de bitmedi gitti!?

/

Şu Samet yüklenmesi asabımı bozuyor. Samet Güzel, bu kulübün başına gelen en güzel şeylerden biri.

/

Etrafımdaki cinsler yetmedi, dahasını göreyim diyorsan, git bir markanın Facebook sayfasındaki kullanıcı yorumlarını oku. Tatmin ol.

/

Bir ulkeyi yonetenlerden degilsen, daima figuranlardansin.

/

"Sosyal ag triplisi" diye bir kategori var. Mutemadiyen atarli. Mutemadiyen ayarli.

/

Gün gelecek, gidecekler. Bizim üzerimizden kazandıklarıyla kaçacaklar. Arkalarında bir ihanet, paramparça bir ulus ve bir yıkım bırakarak.

/


İnanmazsın, günde 15 içerik paylaşan kurumsal Facebook sayfaları var. Bir oturun, soluklanın. İnsan okuyacak onu!

/

#itiraf Bir yazar olarak, boş Word dokümanı kadar tiksindiğim çok az şey var dünyada. Bembeyaz kağıt gibisi yok ama!

/

Kustahlik kadar tedavisi imkansiz bir hastalik yok..

/

Her üzüntüde "kim daha çok ağlayacak", her sevinçte "kim daha çok gülecek" gösterisi.. Tıpkı egosantrik dönemi insanın, 3-6 yaş reaksiyonu..

/

Büyüme göstergeleri vol.38927: Balık pişirmek.

/

Başıma bir iş gelmeyecekse şu "Yunana İteleme" meselesi beni kusma noktasına getiriyor.

/

Herhangi bir sosyal ağa kaydolurken Facebook connect görüyorsak, Facebook'un "bir sosyal ağ"dan fazlası olduğunu söylemek kaçınılmaz olur.

/

Alex'in Brezilya'da işi gücü yokmuş da, oraya Fenerbahçe'yi konuşmaya gitmiş gibi sabah akşam Alex haberi yazanlar var. Kusmalık.

/

Vaktiyle ozel ilgi gosterilen PTT'nin T'si tenis’mis de haberimiz yokmus.

/

Sezen Aksu kadar beni yukselten bir insan evladi yok. Olmadi, olamaz. #itiraf

/

"Hande" ismine karşı bir antipati bir pislik bende, senelerdir! Bitmedi gitti! Sebep desen sebep yok..

/

Adamın büyümemişi, kasap vitrininde kıçına karanfil sokulan kuzu kadar çiğ.

/

Bir yaratıcı kafanın kendi fikrine tutulması gibisi yok. Çok beter.

/

"Keyif" çağrışımı, "kocaman pofuduk bir koltuk" olan insanım.

/

Markalar! Takipçilerinizle, sizinle teması sürdürmek isteyecekleri ve sizden bir şeyler öğrenme isteği duyacakları içerikler paylaşın.

/

Bu ülkeye basketbolu sevdiren de basketbolun kendisi değil, Athena'nın bestesi. O yüzden koşulları, kriterleri, beklentileri geçelim please.

/

Ben Emre Colak olsam Fatih Terim'e hakaretten dava acar, tasimi taragimi toplar GS'den giderim. İnsanin serefi paranin ustunde.

/

Allah herkese gidecegi yeri begenmeyince musteri indiren taksici ozgurlugu versin.

/

İnsanı en çok insan yorar.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sen ve Ben

Geçenlerde Power FM'de bir şarkıya rastladım. Resmen beni ele geçirdi. 
Çok yüksek olmayan bir tempo, akla takılan bir melodi ve bir kelimesini bile anlamadigim (arada bir "perişan" duydum sanki) sözlerin böyle cezbedici olmasi.. Beni benden aldı.

Kulak kesildim, baktım sözler Farsça gibi. Hemen SoundHound'u açtım, şarkıyı buldum: Man o tu.

Şarkıya sardıktan sonra öğrendim ki sözler Mevlana şiiri imiş. Aklım bir daha kaçtı. 

Şiirin Farsça ve Türkçesini yazayım, tam olsun.
Dinleyin, dinletin.

khonak an dam ke neshinim dar eyvan, man o to
be do naghsho be do soorat, be yeki jan, man o to
khosh o faregh ze khorafat-e-parishan, man o to
man o to, bi man o to, jam' shavim az sar-e-zogh

saadet zamanı: avluya doğru oturmuşuz, sen ve ben
endamımız çift, sûretimiz çift, rûhumuz tek, sen ve ben
bulandıran palavralardan âzâde, gamsız bir keyif, sen ve ben
sen ve ben, ne sen varsın ne de ben, bir olmuşuz aşk elinden





Periscope'uyoruz!

Biraz Paris'te turlamaya ne dersin? Ya da Riyad'da toplantıya yetişmeye? Milano'da metroya binsek? Maryland'deki kazları izlesek beraber?

Bunların hepsini yaparız tabii ömrümüz varsa. Seyircisi olmaksa bu ara hem bedava hem de fena eğlenceli. 

"Periscoping" gibi bir ifadeyi hayatımıza katan, şahane bir uygulamadan söz ediyorum: Periscope

Şurada daha bir yıl önce ortaya çıkan "dünyayı başkasının gözlerinden görme" fikrinden doğan bu "app", uygulamanın yaratıcıları Kayvon Beykpour ve Joe Bernstein'in aklından öptürecek cinsten. 

Uygulamanın resmi internet sitesinde dünyanın dört bir yanını görmenin büyüsünden bahsederken Kapadokya'ya da selam çakan adamlar, şu cümleyle gönülleri fethediyor: Bir fotoğraf, binlerce söze değer olabilir. Ama canlı bir video, seni başka bir yere götürebilir.

Nasıl çalışıyor? 

Bu arada sadece ios'larda çalışıyor. Ancak Android cihazlar için de uygulamanın eli kulağında. 

Uygulamayı indiriyor, varsa Twitter …

Haftanın Güzelleri: ActOrchestra - Sıfırdan Sonra

Hayatta bazı güzellikler var; hiç beklemediğiniz bir anda haberdar olduğunuz ve iyi ki de bana göründü dediğiniz güzellikler. İşte geçtiğimiz hafta ben böyle iki güzelliğe denk geldim.

Konuşmak? Yani bildiğimiz anlamda? Hayır.


Bursa'da bu yıl dördüncüsü düzenlenen "Bursa Uluslararası Balkan Ülkeleri Tiyatro Festivali", Devlet Tiyatroları'nın şahane etkinliklerinden biri oldu. Ancak bu festivalin bir oyunu vardı ki, sanırım sahne sanatları hakkında herhangi bir şey beni uzun zamandır böyle düşündürmedi.

Actorchestra'dan söz ediyorum. Bükreş Ulusal Tiyatrosu oyuncularının sahnelediği, tek perdelik bu oyunda herhangi bir dilde konuştukları söylenemez. Ancak herkese aynı anda aynı duyguları hissettirecek, senkron sıkıntısı yaşatmadan güldüren, coşkulandıran bir performans izlediğimizi içtenlikle söyleyebilirim. 
Aslında biraz önce her ne kadar "bir tiyatro festivalinde" kendisini "oyun" diye çağırmış olsam da, bu seyri doğru tanımlamak biraz güç. N…