Ana içeriğe atla

Şahaneliğine şahaneyiz de...


Canını yakarken ince ince mutluluk göz yaşları doğuran aşkları olanlar bilir ki, aşkın kendisi büyük ölçüde acı çekmektir. Çünkü aşk kendini ancak o zaman gerçekler. Biz, o yangından sızan göz yaşlarının bıraktığı serinliği aşk biliriz. 

Dün akşam Şahane Misafir'i izledim. Gözlerimi kımıltısız diktim perdeye. Sinema salonu evim, salondakiler misafirim oluverdi. -Filme mütemadiyen eleştiri getiren ve tam arkamda oturan ergen hariç, o misafirin yaramaz çocuğundan beterdi. 



Mümkün olduğunca hakkında az şey bilerek bir filmi izlemeyi seviyorum, tıpkı az tanıdığım insanlarla uzun yollara çıkmayı sevdiğim gibi. Daha sürprizli geliyor böylesi, bazen kötü sürprizli.. Dün akşam bir aşk sızısı bıraktı bu acayip film damağımda.. 

Pietro'nun aşka bakışında, aşka saplanışında kalarak izledim filmi. Tüm diğer karakterleri bir aşkın penceresinden izledim bu yüzden. Henüz filmi izlememişler için çok şey söylememek için üstü kapalı cümleler kurmaya özen göstersem de Yusuf'un karısına olan aşkını, karısının oğluna olan aşkını, Pietro'nun Massimo'ya, kuzenin erkeklere, ufaklığın çikolataya olan aşkını izledim, bu bas bas bağırmadan aşka dokunan filmde. 


Hayal etmeyi, bir hayale inanmayı, nihayet hayal olmayı, hayatın aşk yüzüne hayal, hayatın düş yüzüne aşkla bakmayı izledim neredeyse iki saat. Siz de tertemiz iki saatinizi Şahane Misafir'e emanet edin. Arınıp arındıracak o zamanı sizin için, bir buruk tebessümle... 

Sonra dedim ki..
Şahaneliğine şahaneyiz de, mucizemiz nerede?


Müziklerdeki Sezen Aksu dokunuşuna değmeden olmaz. Ona dokunmadan olur mu hiç?
 

Yorumlar

  1. Aynı akşam izlemişiz bu şahane filmi...
    Bir imza atayım yazdıklarına, bir de teşekkür edip uzaklaşayım o zaman.
    Şahanesin.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O senin şahaneliğin cancağızım.
      :)

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sen ve Ben

Geçenlerde Power FM'de bir şarkıya rastladım. Resmen beni ele geçirdi. 
Çok yüksek olmayan bir tempo, akla takılan bir melodi ve bir kelimesini bile anlamadigim (arada bir "perişan" duydum sanki) sözlerin böyle cezbedici olmasi.. Beni benden aldı.

Kulak kesildim, baktım sözler Farsça gibi. Hemen SoundHound'u açtım, şarkıyı buldum: Man o tu.

Şarkıya sardıktan sonra öğrendim ki sözler Mevlana şiiri imiş. Aklım bir daha kaçtı. 

Şiirin Farsça ve Türkçesini yazayım, tam olsun.
Dinleyin, dinletin.

khonak an dam ke neshinim dar eyvan, man o to
be do naghsho be do soorat, be yeki jan, man o to
khosh o faregh ze khorafat-e-parishan, man o to
man o to, bi man o to, jam' shavim az sar-e-zogh

saadet zamanı: avluya doğru oturmuşuz, sen ve ben
endamımız çift, sûretimiz çift, rûhumuz tek, sen ve ben
bulandıran palavralardan âzâde, gamsız bir keyif, sen ve ben
sen ve ben, ne sen varsın ne de ben, bir olmuşuz aşk elinden





Periscope'uyoruz!

Biraz Paris'te turlamaya ne dersin? Ya da Riyad'da toplantıya yetişmeye? Milano'da metroya binsek? Maryland'deki kazları izlesek beraber?

Bunların hepsini yaparız tabii ömrümüz varsa. Seyircisi olmaksa bu ara hem bedava hem de fena eğlenceli. 

"Periscoping" gibi bir ifadeyi hayatımıza katan, şahane bir uygulamadan söz ediyorum: Periscope

Şurada daha bir yıl önce ortaya çıkan "dünyayı başkasının gözlerinden görme" fikrinden doğan bu "app", uygulamanın yaratıcıları Kayvon Beykpour ve Joe Bernstein'in aklından öptürecek cinsten. 

Uygulamanın resmi internet sitesinde dünyanın dört bir yanını görmenin büyüsünden bahsederken Kapadokya'ya da selam çakan adamlar, şu cümleyle gönülleri fethediyor: Bir fotoğraf, binlerce söze değer olabilir. Ama canlı bir video, seni başka bir yere götürebilir.

Nasıl çalışıyor? 

Bu arada sadece ios'larda çalışıyor. Ancak Android cihazlar için de uygulamanın eli kulağında. 

Uygulamayı indiriyor, varsa Twitter …

Haftanın Güzelleri: ActOrchestra - Sıfırdan Sonra

Hayatta bazı güzellikler var; hiç beklemediğiniz bir anda haberdar olduğunuz ve iyi ki de bana göründü dediğiniz güzellikler. İşte geçtiğimiz hafta ben böyle iki güzelliğe denk geldim.

Konuşmak? Yani bildiğimiz anlamda? Hayır.


Bursa'da bu yıl dördüncüsü düzenlenen "Bursa Uluslararası Balkan Ülkeleri Tiyatro Festivali", Devlet Tiyatroları'nın şahane etkinliklerinden biri oldu. Ancak bu festivalin bir oyunu vardı ki, sanırım sahne sanatları hakkında herhangi bir şey beni uzun zamandır böyle düşündürmedi.

Actorchestra'dan söz ediyorum. Bükreş Ulusal Tiyatrosu oyuncularının sahnelediği, tek perdelik bu oyunda herhangi bir dilde konuştukları söylenemez. Ancak herkese aynı anda aynı duyguları hissettirecek, senkron sıkıntısı yaşatmadan güldüren, coşkulandıran bir performans izlediğimizi içtenlikle söyleyebilirim. 
Aslında biraz önce her ne kadar "bir tiyatro festivalinde" kendisini "oyun" diye çağırmış olsam da, bu seyri doğru tanımlamak biraz güç. N…