Ana içeriğe atla

Fenerbahçeli Blogger'lar Tribünde!

Sosyal medyanın gücü kuvveti, kudreti artık en görmez gözce bile malum.. En geleneksel adamlar dahi son zamanlarda kabuklarını kırar oldular bu "alternatif medyaya" karşı.. 

Dünyanın en ateşli olgularından biri olan futbol ve futbol tribünleri de sosyal medyadan pay alacak elbet kendine, sosyal medya sayesinde dönüşecek, ona şüphe yok. 

İşte Fenerbahçeli futbol blogger'ları FBloggers adıyla  bir araya geldiler, Şükrü Saraçoğlu stadında yerlerini aldılar. 2010-2011 sezonunda "biz buradayız" diyen grup, eli kalem tutan, Fenerbahçe'yi konuşan, Fenerbahçe'yi yazan, en önemlisi de Fenerbahçe'yi yaşayan blog yazarlarından oluşuyor. 

Kendilerini ifade ederken şöyle bir cümleyle özetliyorlar amaçlarını, "derdi tasası canı gibi sevdiği kulübüne hizmet etmek ve gittikçe gelişen online mecrada da kulübüne destek olacak bir organizasyon ve mütevazi bir taraftar grubu haline gelmekten ibaret. " 

Okul Açık (Türk Telekom) D Blok'ta yerini alan FBloggers, tüm Fenerbahçeli blog yazarlarıyla bir araya gelip her geçen gün büyüyerek, "tribündeki sosyal medya kanadı"nı oluşturacak gibi görünüyor. 

Ortak bloglarına şuradan ulaşmak mümkün. 

Daim olsunlar!  


Kendime not: Sanki grubun dışından biri gibi de konuştun ya Aslı.. Sus Aslı sus.. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sen ve Ben

Geçenlerde Power FM'de bir şarkıya rastladım. Resmen beni ele geçirdi. 
Çok yüksek olmayan bir tempo, akla takılan bir melodi ve bir kelimesini bile anlamadigim (arada bir "perişan" duydum sanki) sözlerin böyle cezbedici olmasi.. Beni benden aldı.

Kulak kesildim, baktım sözler Farsça gibi. Hemen SoundHound'u açtım, şarkıyı buldum: Man o tu.

Şarkıya sardıktan sonra öğrendim ki sözler Mevlana şiiri imiş. Aklım bir daha kaçtı. 

Şiirin Farsça ve Türkçesini yazayım, tam olsun.
Dinleyin, dinletin.

khonak an dam ke neshinim dar eyvan, man o to
be do naghsho be do soorat, be yeki jan, man o to
khosh o faregh ze khorafat-e-parishan, man o to
man o to, bi man o to, jam' shavim az sar-e-zogh

saadet zamanı: avluya doğru oturmuşuz, sen ve ben
endamımız çift, sûretimiz çift, rûhumuz tek, sen ve ben
bulandıran palavralardan âzâde, gamsız bir keyif, sen ve ben
sen ve ben, ne sen varsın ne de ben, bir olmuşuz aşk elinden





Periscope'uyoruz!

Biraz Paris'te turlamaya ne dersin? Ya da Riyad'da toplantıya yetişmeye? Milano'da metroya binsek? Maryland'deki kazları izlesek beraber?

Bunların hepsini yaparız tabii ömrümüz varsa. Seyircisi olmaksa bu ara hem bedava hem de fena eğlenceli. 

"Periscoping" gibi bir ifadeyi hayatımıza katan, şahane bir uygulamadan söz ediyorum: Periscope

Şurada daha bir yıl önce ortaya çıkan "dünyayı başkasının gözlerinden görme" fikrinden doğan bu "app", uygulamanın yaratıcıları Kayvon Beykpour ve Joe Bernstein'in aklından öptürecek cinsten. 

Uygulamanın resmi internet sitesinde dünyanın dört bir yanını görmenin büyüsünden bahsederken Kapadokya'ya da selam çakan adamlar, şu cümleyle gönülleri fethediyor: Bir fotoğraf, binlerce söze değer olabilir. Ama canlı bir video, seni başka bir yere götürebilir.

Nasıl çalışıyor? 

Bu arada sadece ios'larda çalışıyor. Ancak Android cihazlar için de uygulamanın eli kulağında. 

Uygulamayı indiriyor, varsa Twitter …

Haftanın Güzelleri: ActOrchestra - Sıfırdan Sonra

Hayatta bazı güzellikler var; hiç beklemediğiniz bir anda haberdar olduğunuz ve iyi ki de bana göründü dediğiniz güzellikler. İşte geçtiğimiz hafta ben böyle iki güzelliğe denk geldim.

Konuşmak? Yani bildiğimiz anlamda? Hayır.


Bursa'da bu yıl dördüncüsü düzenlenen "Bursa Uluslararası Balkan Ülkeleri Tiyatro Festivali", Devlet Tiyatroları'nın şahane etkinliklerinden biri oldu. Ancak bu festivalin bir oyunu vardı ki, sanırım sahne sanatları hakkında herhangi bir şey beni uzun zamandır böyle düşündürmedi.

Actorchestra'dan söz ediyorum. Bükreş Ulusal Tiyatrosu oyuncularının sahnelediği, tek perdelik bu oyunda herhangi bir dilde konuştukları söylenemez. Ancak herkese aynı anda aynı duyguları hissettirecek, senkron sıkıntısı yaşatmadan güldüren, coşkulandıran bir performans izlediğimizi içtenlikle söyleyebilirim. 
Aslında biraz önce her ne kadar "bir tiyatro festivalinde" kendisini "oyun" diye çağırmış olsam da, bu seyri doğru tanımlamak biraz güç. N…