Ana içeriğe atla

Twitter'dan Nağmeler vol. 9



Istanbul'a konser vermek uzere gelen Yunan muzisyen arkadasim sohbet ederken #TTnet'in Ceza'li reklamina bayildigini soyledi. #reklametkisi

-

Adınızın yanına "dicitıl soluşıns" filan sıkıştırdığınız anda bombastik oluyorsunuz, evet.

-

Icinde bulundugunuz dunyalar, icinizde bulunan dunyalar kutsansin bir daha. Ne istiyorsaniz o. Nasil istiyorsaniz o.

-

Unutulmak, dusunememek-akil edememek sebepli olunca can yakiyor.. Kiymetini gosteriyor insana..

-

Geride bıraktığınız, başkalarınca sürdürülen işlerde hala kendi izlerinizi görmek bazen sinir bozucu olsa da sıklıkla motive ediyor..

-
Ne yaparsak yapalim eksik hayatlar yasiyoruz iste.. Yetinmek gibi yetim sozcukler icat ediyoruz sonra.

-

Aniden bastıran gün batımında denize girme isteği..

-
Insanin en buyuk laneti unutmamak degil. Ozlemek.

-

Insan olmak, nefes almak kadar kolay degil..

-

Bir işi yapmak ister ya da istemezsin. Bir insanı sever ya da sevmezsin. Hayat daima "sarıyla lacivert" değil. Bazen sarı ya da lacivert..

-

Bir Yunan futbolcu hayalim var, gelsin oynasın Fenerbahçe'de.. Olası isimleri sayarken Gekas'ı da anardım vaktiyle.. Bir "cız" etmedi değil.

-

Savcilarin "ozel yetkili" olanlari "tetikci" cagrisimi yapiyor bana. Azmettiricisi olan, bugun onu, yarin seni indirebilecek "yetkide" biri.

-

Kıymet verdiğimiz kadar kıymet görsek, yoğun akıcı bir seyrimiz olacak, ne güzel..

-
Bir insanı sevmeye kalkışmayın. Sevin. Söverken bu kadar düşünmüyorsunuz..


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sen ve Ben

Geçenlerde Power FM'de bir şarkıya rastladım. Resmen beni ele geçirdi. 
Çok yüksek olmayan bir tempo, akla takılan bir melodi ve bir kelimesini bile anlamadigim (arada bir "perişan" duydum sanki) sözlerin böyle cezbedici olmasi.. Beni benden aldı.

Kulak kesildim, baktım sözler Farsça gibi. Hemen SoundHound'u açtım, şarkıyı buldum: Man o tu.

Şarkıya sardıktan sonra öğrendim ki sözler Mevlana şiiri imiş. Aklım bir daha kaçtı. 

Şiirin Farsça ve Türkçesini yazayım, tam olsun.
Dinleyin, dinletin.

khonak an dam ke neshinim dar eyvan, man o to
be do naghsho be do soorat, be yeki jan, man o to
khosh o faregh ze khorafat-e-parishan, man o to
man o to, bi man o to, jam' shavim az sar-e-zogh

saadet zamanı: avluya doğru oturmuşuz, sen ve ben
endamımız çift, sûretimiz çift, rûhumuz tek, sen ve ben
bulandıran palavralardan âzâde, gamsız bir keyif, sen ve ben
sen ve ben, ne sen varsın ne de ben, bir olmuşuz aşk elinden





Periscope'uyoruz!

Biraz Paris'te turlamaya ne dersin? Ya da Riyad'da toplantıya yetişmeye? Milano'da metroya binsek? Maryland'deki kazları izlesek beraber?

Bunların hepsini yaparız tabii ömrümüz varsa. Seyircisi olmaksa bu ara hem bedava hem de fena eğlenceli. 

"Periscoping" gibi bir ifadeyi hayatımıza katan, şahane bir uygulamadan söz ediyorum: Periscope

Şurada daha bir yıl önce ortaya çıkan "dünyayı başkasının gözlerinden görme" fikrinden doğan bu "app", uygulamanın yaratıcıları Kayvon Beykpour ve Joe Bernstein'in aklından öptürecek cinsten. 

Uygulamanın resmi internet sitesinde dünyanın dört bir yanını görmenin büyüsünden bahsederken Kapadokya'ya da selam çakan adamlar, şu cümleyle gönülleri fethediyor: Bir fotoğraf, binlerce söze değer olabilir. Ama canlı bir video, seni başka bir yere götürebilir.

Nasıl çalışıyor? 

Bu arada sadece ios'larda çalışıyor. Ancak Android cihazlar için de uygulamanın eli kulağında. 

Uygulamayı indiriyor, varsa Twitter …

Haftanın Güzelleri: ActOrchestra - Sıfırdan Sonra

Hayatta bazı güzellikler var; hiç beklemediğiniz bir anda haberdar olduğunuz ve iyi ki de bana göründü dediğiniz güzellikler. İşte geçtiğimiz hafta ben böyle iki güzelliğe denk geldim.

Konuşmak? Yani bildiğimiz anlamda? Hayır.


Bursa'da bu yıl dördüncüsü düzenlenen "Bursa Uluslararası Balkan Ülkeleri Tiyatro Festivali", Devlet Tiyatroları'nın şahane etkinliklerinden biri oldu. Ancak bu festivalin bir oyunu vardı ki, sanırım sahne sanatları hakkında herhangi bir şey beni uzun zamandır böyle düşündürmedi.

Actorchestra'dan söz ediyorum. Bükreş Ulusal Tiyatrosu oyuncularının sahnelediği, tek perdelik bu oyunda herhangi bir dilde konuştukları söylenemez. Ancak herkese aynı anda aynı duyguları hissettirecek, senkron sıkıntısı yaşatmadan güldüren, coşkulandıran bir performans izlediğimizi içtenlikle söyleyebilirim. 
Aslında biraz önce her ne kadar "bir tiyatro festivalinde" kendisini "oyun" diye çağırmış olsam da, bu seyri doğru tanımlamak biraz güç. N…