30.12.11

Evimde Moova Var!

Geçtiğimiz gün evde ben üç kutu güzellik karşıladı! Yoğun geçen günün yorgunluğuyla tam uzanıp da film izlerken sızmak niyetindeyken Moova'larım belirdi karşımda. 

Özellikle kutu tasarımları oldukça konuşulan Moova'yı bu radikal seçiminden dolayı tebrik etmek gerek öncelikle. Rakiplerinin beyaz tutkularının aksine onlar, koyu mordan yola çıkıp logotype'larını da artistik bir biçimde oluşturmuşlar. Öte yandan kutuların ön yüzünde eğlenceli bir algı oyununa dönüşen "süt pencereleri" ise çok keyifli. "Aa kutunun içi mi görünüyor?" dedirtiyor her görene..

Belirtmeden geçemeyeceğim, sütün yağ derecelerini gösteren minik noktalar da oldukça estetik. 

Sütü, "sadece çocuklar için satın alınan bir ürün" algısından oldukça uzak bir yere taşıyor Moova bu başarılı, incelikli sunumuyla. Düşünülmemiş, kaba işler arasında parıldıyor sahiden. 

Uzun zamandır keyifle süt içmiyordum. Moova ve Zarakol ekibine tekrar teşekkürler. 

28.12.11

Dali'nin Galası..

Dali ve Gala'ya öykünen sevgililer vardı zamanında.. 
Zamanları geçti. 


Onlardan artık sadece Dala ve Gali olabilir belki.. 
Zorlarsak..

27.12.11

Acımasız Tanrı



Sinemadan tiyatro hazzı duyamadığı için uzak duranlar varsa, rica ederim Carnage'ı izlesin. İzlesin de perde nasıl bir anda sahneye dönüşür, görsün. 


Gönülsüz de olsa oyuncu kadrosunun büyüsüne kapılıp izlemeye başlarken buluyorsunuz kendinizi. Polanski cazibesi de var tabii filmin.. Derken bir sahne açılıyor, film boyunca kapanmak nedir bilmiyor. Mekan sabit, oyuncular sabit, girişler çıkışlar, karmaşalar, çözülmeler tam bir tiyatro akışında. Zira film, aslında bir tiyatro eserinin perde uyarlaması. Yasmina Reza'nın God of Carnage oyunundan bahsediyorum. Oyun uzun yıllar Broadway'de kendine yer ve sağlam izleyici kitlesi edinmiş. Polanski'nin elinde de "hadi canım, hiç olur mu?"ları bir bir ortadan kaldırmayı becermiş. 

Spoiler verme niyetim yok filmle alakalı. Çocukları bir parkta kavgaya tutuşan iki ailenin hesaplaşmalarını izliyoruz filmde. Sakin başlayan, sonrasında şiddetlenen, şiddetlendikçe türlü sorgulamaları beraberinde getiren, ilişkilere, anne-baba olmaya, varlık amacına, statü kaygılarına yerinde göndermeler yapan film, yaklaşık 80 dakika boyunca sizi de bu 4 kişinin yanına ekleyiveriyor, bir 5. göz olarak. 

İzleyip de sıkılanı gördüğümden, yine de beklentinizi yüksek tutmadan, özellikle oyuncuların performanslarına odaklanıp izlemenizi salık veririm. Kaçarım. 



24.12.11

Twitter'dan Nağmeler vol. 8


Hayatın bazı gerçekleriyle doku uyuşmazlığı yaşıyorum.

Sağduyusu parayla, statüyle satın alınmış bir toplumuz artık. Öznel doğrulara tahammülsüzlüğümüz, gerçeklere körlüğümüz açıklanamaz yoksa.

Bazı kitapları okurken sayfalarına notlar alıyorum.. Bu bazı notlarda kitapların yazarlarıyla konuşuyorum. Evet. Deli değilim.

Hani o "hayatım gözümün önünden film şeridi gibi geçti" anı var ya, işte o anın fon müziğidir Frédéric CHOPIN'den Nocturne..

Hayat şaşırtıcı.. Karambolde gol yememeye bakmak lazım..

Bileti Migros'tan aldım deyince "Piii sizin biletler Migtos'ta mı satılıyor" diyen güzel insanlar tanıyorum.

Bazen bazı insanların mutsuz olmasını dileyebilir insan. En azından çok da mutlu olmamasını.. Kötü kalpliliğe işaret değildir bu.

Bugun Eren ve Selin'den sonra Ela katıldı ailemize.. Biricik abimin güzel kızını görmeye gidiyorum! Ömrun uzun olsun Ela kız..

+ Hafta sonu n'apıyorsun? - Saha kapattırıyorum..

Bazen Barcelona'nın "turnuvam var" diyene ilk uçakla koştuğunu düşünüyorum.. "İlk uçakla koşmak" hayal ürünüdür, gerçeklerle ilgisi yoktur.

Öyle ruhunu satan entelektüelleri, hele ki "eskinin solcusu" entelektüelleri var ki bu memleketin, gezegende bulamazsınız öylesini!

Asla her şeyin güzel olduğu bir zaman yoktur, kandırmayalım kendimizi. Bir karmaşa, mutlaka bir yerlerindedir garip hayatlarımızın.

Avrupa'nın en büyük adalet sarayına sahip olmakla övünmek şuursuz bir eylem.

Beklenen gün geldi... Gece, formayla uyunan geceydi.. Yıllar sonra.

Şimdiki zamanın insanında bir ilişki bug'ı var.. Yazacağım hakkında.

16.12.11

Yeni!

Ne çok zamandır gıkım çıkmıyor... Hayatım değişti biraz, belki de ondan. 

Paha biçilmeyecek tecrübeleri geride bırakıyor insan her gün de fark etmiyor doğrusu. İşte benim de başımdan bir dizi deneyim geçiverdi şu sessizliğimi de içine alan zamanda. 

İş değiştirdim. Memleketimin güzide bir yayınevinde sürdürmekte olduğum görevim ömrünü nihayete erdirdi. Bir aralık kafamı dinleyeyim dedim bu Aralık. Lakin duramadım. Kalem durur mu! 

Burada durduğuna bakmayın. Şu gezegene üretmeye gelmiş insan hastalığı benimki. Bir süre kendimi, kafamı dinleyip iş güç peşine düştüm. Yine bir ajansa düştü yolum, keyifli bir ajansa hem de. 

Tarihi yarım adadan öte yana gidip geliyorum şimdi, Levent civarında, çocukluğumun geçtiği sokaklarda yürüyorum her sabah. Her nefesimde de dua ediyorum, bu güzelliği tekrar böyle yakından görüp yaşayabildiğim için.

İnsanlar için güzel şeyler dileyin, siz siz olun. Onlar için bazen iyi şeyler yapmıyor olduğunuzu düşünseniz bile, hiç değilse iyi şeyler dileyin. Çünkü o iyilikler, gün gelip sizi buluyor. 

Tıpkı aşk gibi..
Bir gün..

Ha bu arada bir yazım var Radikal Genç'te, okumak isterseniz buradan lütfen. 

yok'la'ma!