30.1.11

İnsan?!

"Hem ikiyüzlü, hem menfaatçi, üstüne bir de vefasız.." 
Bu garip niteliklerin "tamamı" bir hayvanda bulunmaz mesela. 
Olsa olsa insandır o.

26.1.11

Hazan Yine..

Osman F. Seden'in yönettiği 1959 yapımı bir Türk Filmi vardır, Kırık Plak.

Baş rollerinde Zeki Müren, Belgin Doruk, İzzet Günay, Ayfer Feray arz-ı endam ederler.

Filmin bir sahnesinde "kötü adamların" içkisine kezzap atması sonucu ses telleri zarar gören Zeki, sahnede tam da adamların istediği gibi komik duruma düşer. Başarılarla dolu kariyeri korkunç bir yara alır böylece.

Sonrasında yine sahne aldığı bir zamanda herkes onunla alay ederken şarkısının tam da meyanına geldiğinde birden şakımaya başlar Zeki. Herkesin ağzı açık..

İşte bazen böyle yaşanıyor her şey..
Birileri ardından işler çeviriyor, sen elindeki her şey yitti sanıyorsun, hırpalanıyorsun.

Sonra bir gün.. İşler tersine dönüyor.
Tüm dövünmelerin, sana geri gelmemecesine kuyunu kazanların hanesine yazılıyor.
Hayat böyle akıp gidiyor.

Zeki'nin o sahnede söylediği şarkıdır "Bu Hazan Yine Kalbim"..

"gönül boş, gözüm yaşlı

dudağımda hıçkırık.."

12.1.11

Efsanenin Rakısı, Rakının Efsanesi..



Yudum yudum akıyor, kayıyor ya üzerinden dilimizin, hani muhabbetin en yüksek perdesinde "ah be" diyoruz ya sarılıp o bardağa, içimiz kırgın, içimiz şen, hüzünlü, sevinçli.. Bembeyaz bir öykü anlatıyor ya bize her defasında, ısıtıyor içimizi, yanımızı, yöremizi.. Artık biraz da "inadına"..


İşte rakının efsanesi yeniden yazılıyor, bana da onu duyurmak düşüyor.

Tekirdağ Rakısı, o efsanevi tadın hikayesinin yeniden kaleme alınmasını bekliyor.
Yazarım, Tekirdağ'a, rakının evine giderim diyorsan sen de Tekirdağ Rakısı Facebook Sayfası üzerinden efsaneni paylaşmalısın.

Son katılım tarihi 15 Ocak, aman geç kalma!

10.1.11

Ehil

Ehlileştirilmemiş cehalet çirkin duruyor. 
Biraz elden geçse, terbiye olsa sevimli bir görünebiliyor oysa.

4.1.11

Farz


Tophane'de içilecek bir bardak çayın özlenecek nesi var..

Ya da Galatasaray’da içilmiş bir bardak çayın?
İçilen çayın ne önemi var söylenenler, duyulanlar varken?

İstanbul, sen necisin?

Bir fondan ibaret varlığın içilirken çaylar, içimde boğaz'ının yutkunmalarını duymak ne ifade edebilir bana söyle, kulağım başka bir sesteyken? Sen gözlerimi ne kadar boyayabilirsin, ben onları bambaşka bir renge boyarken..

Gecenin bir yarısında ben otururum, bir yarısında o. Yarım mıyım bilmiyorum ama tamam olmadığım kesin. O da öyle, özledikleri var, özlemedikleri de bir o kadar. Hesap tutarken böyle İstanbul’un eksikliğini de İstanbul’a soruyorum. Çünkü benim bulduğum yanıtlar doldurmuyor dişimi, aşımı oldurmuyor. O söylüyor ben duymuyorum, yazıyorum söylediklerini salt zihnimde uçuşan sözcüklerinden. Bir gece yarısı yarım yamalak konuşuyorum kendi sesimle, duyulduğum ya da duyulmadığımdan bihaber.

Yağmur yağacak endişesini bilirsin modern insanın. "üşütürüm, hasta olurum, evimden çıkamam, insanları öpemem, dokunmazlar bana hasta olursam, kıvranırım ağrıdan, kırılırım.." işte yağmur altında kalacağında tüm başına gelebilecekleri düşünüp hem kendim için hem onun için endişe duyarım ben. "acaba üzerindeki yetecek mi ona" derim, "koruyacak mı tenini, sıcağını üzerindeki o incecik şey? İçtiği çay onu ılık tutmaya yeter mi" derim, der dururum. Çünkü durmam farzdır. Çünkü onun gitmesi de en az benim durmam kadar farzdır. O gider. Ben kalırım. Ben bir çay daha içer, annemin omzuna yaslarım başımı. İstanbul akmaya devam eder.

Oysa hep derler, "İstanbul dermandır tüm dertlerine, yaralarını bilir, sarar, öper de uyutur seni, İstanbul seni anlar.." İstanbul yalnız kendine ağlar. Bilmez içtiğim o son çayın nasıl da damağımda durduğunu..

"Topkapı Sarayı’nı görmeye çıkıyorum üst kata"..
"Şuradan Ayasofya’ya bir baksak ya, muhteşemdir manzarası?"..
"Sen bir nargile içsen kavunlusundan, ben de bir nefes çeksem, Tophane'de ama?"..

Ben bunları söylerim.. Ben sana bunları söylerim de sen İstanbul’u özledim sanar, kanarsın. Ben bunları söylerken dilimin ucunda şekeri durur içtiğim o çayın, gözümde boğazın siyahı, ciğerimde dumanın beyazı durur.. Sen benim derdim İstanbul zannında kalırsın.

Gerçek bambaşkadır.
Yoksa.. Tophane'de içilecek çayın nesi başka, nesi farklı Galatasaray’da içilen çayın? Çayın ne önemi var..

2.1.11

EksikSiz

‎"Biliyorsun, ölüm diye bir şey yok, diyor adam kadına. 

Biliyorum, evet, artık öldüğüme göre, diyor kadın. 
İki gömleğin de ütülendi, çekmecede, 
sadece küçük bir gül benim özlediğim." der Ritsos "Neredeyse Eksiksiz"de.. 
O kadar eksiktir ki.. Şair bunu kendisi de bilir.

Acı

sizde yok, kalmadı zannedebilirler.. 
aşktan çoktan geçtiniz sanabilirler.. 


oysa durur tam orta yerinizde aşk acısı da bir yastığınız, bir yorganınız bilir.. 
aşk acısı dilsizdir, duyulardan ıraktır, gömülüdür. 
eliniz kolunuz bağlıysa bir de.. ölümsüzdür.


yok'la'ma!