29.7.10

Terazi

Terazi ve onun dengesine inandım, evet. Yalnız kefelerde sıkıntı var.. 
Nihai kararım: adil olmadığı terazilerin.. 

28.7.10

Vazgeçmek, bazen insana "bu gerçekten ben miyim" diye sorduracak denli kesin ve keskindir. 

27.7.10

Geçen Haftaya Bak II...

Geçen hafta kendimi Nevizade'de bi' başıma buldum. Ne o, Fenerbahçe - Galatasaray maçını izleyeceğim. İzledim. Bir nevi deplasmanda.. Nevi'de. Fenerbahçe'ye edilen küfürler arasında, dimdik dura dura, kendimle konuşa konuşa.. Nihayet M. ve E. geldi de yanıma, "hatun başıma" kalkıştığım bu işte dayak yemeden eve dönmemi sağladılar. Bi' ara niyeti bozup Fenerbahçe marşları söylemeye başlamıştım zira.. 

Sonra yine geçtiğimiz hafta biricik kuzen E. ile Beşiktaş - Vikingur maçını izledik. Tabii, erkek kuzeni maç izlemeye zorlamak konusunda benim gibi başarılı başka biri de var mı merak ediyorum. Cancağızım maçın hangi kanalda olduğundan bile haberdar değilken pek, ben onu tuttuğum gibi maçı izlemeye götürdüm. Ama dedim, canımdır. Hem de mis bir Beşiktaşlı'dır. Tadından yenmedi.. 

Geçtiğimiz haftaya damgasını vuran en büyük meselelerdi bunlar.. Futbol hayatımın orta yerine oturdu. Yani ben hayatımın orta yerine oturanları kaldırdım derken, kaldırdığımı zannederken.. 

Not da düşeyim yeri gelmiş ancak çok da geldiğini çaktırmamışken. 
Aşk mevsimle ilgilenmiyor pek. Aşık oldunuz mu bahara yaza falan bağlamayın diye söylüyorum.. 
Aklınızda dursun yani.. 

26.7.10

İstanbul'un Orta Yeri'nde Bir Cumartesi


Cumartesi gecesi enfes bir organizasyondaydım. Şöyle söyleyeyim; Fatih Akın, İstanbul Boğazı, birbirinden değerli dostlar.. Bu ipuçları bir şey anlatmadıysa, ben anlatayım. 

İDO ve Utopic Farm'ın katkılarıyla düzenlenen organizasyonda Barış Manço vapuru onlarca konuğu ağırladı. Vapurda Fatih Akın'ın İstanbul Hatırası'nı izledik birlikte. Ancak sadece filmi izlemedik desem yeridir. Boğazın iki yakası arasında, kulağımıza çalınan "İstanbul melodileri" ile en çok İstanbul'u izledik. Hadi, çoğul konuşmayayım. Ben öyle yaptım. 

Tabii birbirimizi bulmuşuz, kolay bırakmak olmaz. Organizasyon sonrası, vapurumuz bizi aldığı yere, Kabataş'a bıraktıktan sonra Beşiktaş'a Okyanus'a uzandık. Okyanus dediğim meyhane işte canım.. Bir "U" masada, saatler süren lezzetli, bol mezeli, şarkılı türkülü muhabbet çıktı sonra sahneye. 

Gece, ardından Taksim'e doğru uzadı, sabaha vardı. Uykusuz başladığım Pazar gününde bir de Menemen çekimi vardı. Tüm bu tatlı yorgunluğun başlama noktası Barış Manço vapuru, şahane etkinlik ve İstanbul manzarası kirpiklerimde kaldı.. 

Başta Yiğit Kalafatoğlu ve Tolga Arıcan olmak üzere organizasyonda emeği geçen herkese, gülüşleri yüzlerinden eksilmemesi gereken tüm dostlara teşekkürler. 

20.7.10

Bana Göre Blanco, Sana Göre?




Mevsim pek bir başıboş kaldı sanki. Nereye çekseler oraya gidiyor bugünlerde, yağmur falan yağıyor, iki gram rüzgar çıkıyor sonra ama mütamadiyen nemli şu şehr-i İstanbul! Şehir adamın üzerine yapışıyor..


İşte bugünlerde bana ilaç gibi gelen bir şeyle karşılaştım. Zaten bünye alkolle haşır neşir, bir de böyle lezzetlisini görünce iyice kendinden geçiyor insan! Hare'yi biliyorsunuz, enfes likörleri var ki onlardan biriyle mükemmel bir lezzet doğurmuşlar. Tarifine ulaşmak mümkün buradan. Ayrıca bu benzersiz tadın da henüz bir adı yok, ona bir isim de vermek isterseniz aynı adresi dilediğinizce kullanabilirsiniz! Hem vereceğiniz bu isim sizi şahane bir tatile de gönderebilir!


O nemi de üzerimden alan güzelim Hare'li tadın adı "Blanco", ben öyle çağırdım bu nefis beyaz çikolatalı kokteyli. Siz ne dersiniz bilemem!

Not: Bugünlerde çok güzel şeyler de oluyor, tıpkı bu lezzette şeyler. Hepsini yazacağım kısa kısa, birkaç güne.

2.7.10

ÇoğulEkleri

Konuşurlar aylar sonra.. 
Der ki adam, 
Seni hep sevdim biliyorsun di mi?
Der ki kadın, 
Şirine için mavi olmayan bir erkek görmek, benim için yalan söylemeyen bir erkek görmek kadar kıymetli..
Der ki adam, 
Ağlatma beni..
Susarlar aylar sonra..

yok'la'ma!