21.12.09

kontrolden çıkmak!

görünür olur bazen bu durum.
insanlar, olaylar durdurulamaz, önü kesilemez bir hal alır.

sözler saçmalaşmaya, insanlar garipleşmeye başlar.
her zaman bilinen hallerinden farklı olmaya başlayan bu "enteresan" insanlar, tükürük saçarak küfreder, küfrettikçe gerinir, gerindikçe ilgi arsızlığı yapmaya başlarlar.. gülünesi hale gelmek üzereyken anlarız ki kontrolden çıkmaktadırlar. genellikle -yineliyorum kendimi- "önleri alınamaz" bunların.

olaylar için de durum benzerdir.
ancak onlar tükürük saçmaz.

16.12.09

"görememek" ne kadar "acı"dır bunu hiçbir zaman "göremeyecek" olan insanların körlüklerine "acıyorum". 

12.12.09

O kadın?
O adam?

İnsan?
O insan sandığımız...
Kadın yahut adam sandığımız...
Çok fena gülerim!

11.12.09

9.12.09

garanti?

Bir gün severken ölüvereceğiz!
Sevişirken ölmenin garantisi yok.

8.12.09


beni bu gece düşün. ya da yarın tüm gün. hatta bir ömür.



en iyisi bırak zamanı..

Komşu, polis kurşunu ile hayatını kaybeden güzel Aleksis Grigoropulos'u anıyor iki gündür.
Hem de sokaklarda, televizyonlarda.

Bugün de burada gencecik bir çocuk gitti uzağa; son bindiği otobüsle varmak istediği yere varamadan.
Sokakta kaybetti her ikisi de umutlarını.

Biz on gün sonra anısına sahip çıkıyor olacak mıyız yok yere hayatı sönen çocuğun, merak ediyorum.

7.12.09

kartpostal dedikleri şey

Yeni yaşım geldi, hoş geldi.
Yeni yıl geliyor, Christmas'ı falan da var bu dönemlerin.
Ne güzel zamanlar pek ışıl ışıl.

Sanmayın ki etrafta olup bitene seyirciyiz, ondan ses çıkarmıyoruz buralarda. Yok öyle bir şey. Kendi sesimizde boğulmanın usancı şu aralar şiddetle üzerime çöken. Yoksa kayıtsızlık değil bu, içimden gelmişken, yeri gelmese de söylemek istedim bir hiddet, bir şiddet.

Her şeyden ötesi de sağlık. İki gündür perişanım, ateş, grip, o bu derken yataklara düştüm. Toparlanıp çıkıyorum dedikçe kendime kafam daha da gömülüyor yastığa. İstirahat şart!

Nasıl girdim şu yazıyı yazmaya nasıl da devam ediyorum. Cık cık.

İşte bu görmüş olduklarınız benim bu yeni yılı karşılarken yurt dışındaki eşe dosta yazdığım kartpostallar, inanılmaz deli bir haz alıyorum, o kartları seçerken, yazarken, zarflarına yerleştirirken.

Nostaljik miyim neyim!!
Siz de görün istedim, belki birilerine böyle hatırlatırsınız kendinizi bu aralar...

3.12.09

Aslı Hakkında 25 Gerçek!

Bugünler önemli günler benim için. Zira bir seneyi daha geride bırakıyorum yavaş yavaş. Geçen zamana dönüp de bir bakma isteği ise bu zamanlarda tavan yapıyor nedense; hep bir sorgulama, bir irdeleme halleri. Sonra yaşadığım an'a geri dönüyorum, sessiz, sakin ve dinginim diye mutluyum. Biraz "fazla sessiz", kabul. Ama sanırım iyiyim.

İşte bu günün, doğum günümün öncesinde Deniz'in blogunda bir şeye rastladım. Dediğine göre pek yaygınmış şimdilerde ama ben ilk kez onda gördüm bunu. Evet meseleyi ifşa edeyim, kendimi de; blogger'ımız hakkında "pek de bilinmeyen" 25 gerçek, 25 ipucu!

Mikrofon, yeni yaşını kendi odasında ve bir şişe şarabıyla kutlayacak olan Aslı'da!

1. Ertelemeyi çok seviyorum. Sözde her şey hemen olsun diye vakit kaybetmeden ateşliyorum kendimi. Ama o ilk kıvılcımdan sonra bir ağırlık çöküyor üzerime ve kendimi akışa bırakıyorum. Ertelemeyi getiriyor bu da beraberinde. Hele son dakika koşturmaları, olmazsa olmazlarım! Yumurta-kapı ilişkisi, favorim!

2. Şarkı söylemek ve dahi sahne sanatları en ölmez hayalim. Hatta öyle ki birçok şeyimi feda edebilirdim bir müzikalde rol alabilmek için. Ama öyle küçük çaplı bir rol de değil, kendimizi küçümsemeyelim!

3. Söz yazıyor ve beste yapıyorum. Nasıl diye sormayın, oluyor ve ben bile anlamıyorum!

4. Futbol en büyük tutkum. Hadi, "çoktutkulu" bir insan olarak diğerlerine haksızlık etmeyeyim ama bu meret hepsinin başını çekiyor sanki. Kendime bile sezdirmeden neredeyse tüm Avrupa ve hatta Brezilya liglerini takip ediyorum.

5. 4'e rağmen hiç iddaa oynamadım. Zamanım olmadı!

6. E-posta'm olmadan şurdan şuraya gitmem! Fena alışkanlık. Ama o elektronik postalar uyanık olduğum her saat içinde illa ki bir kez kontrol edilecek, mani olamıyorum. Fakat korkuyorum da kendimden yavaş yavaş.

7. Hayatım boyunca hiç sigara içmedim. Teşebbüs dahi etmedim ve bunu söylerken de inanılmaz keyif alıyorum. Nargile? Bir, bilemedin iki!

8. Taptaze bir radyocuyum! Evet, itü sözlük radyosu'nda 3 yıla yakın süre devam eden programımın ardından yaklaşık 2 aydır bir radyo kanalında program yapıyorum!

9. Kitaplığım kitaplığım! Her yeni kitabımı eklediğim bir programım, her yeni kitabıma da "damgasını vuran" bir "ex libris"im var. Kitaplarım özenle kayıt altında!

10. Antik Yunanca öğreniyorum. Son 3 aydır da modern Yunanca... Sesine bu kadar aşık olabileceğim bir "cisim" bulursam, sanırım hayatımı ona adayacağım.

11. Yay burcuyum. Yükselenim de Kova! Bak sen ona!

12. Oğlum! Olur da bir gün çocuğum olursa, şiddetle onun erkek olacağını hissediyorum. Nedendir bilinmez. (Buraya seneler sonra edit gelebilir :p)

13. Kadınlar ve küfür. Kimisi küfür için yaratılmış bu kadınların, evet. Ama ağızlarına oturmuyorsa o küfürler, hepsinin de dişini dökmek istiyorum yer yer kimi zaman. Yapmayın, etmeyin. Sevmiyorum sizi.

14. Emek. Hayatımda her zaman emeğin karşılığına alacağına, er ya da geç layığını bulacağına inandım. İşte o nedenle çoğu zaman da zoru seçip 'çirkin hırs'a uzaktan baktım, en manidar gülüşümle.

15. Tattoo! İtiraf ediyorum önceleri tepkiliydim onlara karşı. Ama artık benim çizdiğim bir dövme taslağım var ve bedenimde yer alacağı günü bekliyor.

16. İstanbullu! İstanbullu'yum. Annem babam da İstanbullu. Kafam kızınca, tepem atınca, huzur aradığımda ya da birinin ziyaretine gidip de kıyısında olmak istediğim bir köyüm ne yazık ki yok. Zindanım da sarayım da burası.

17. İzmir... Orası bambaşka ama. Hani köyüm möyüm yok ama, burası da ikinci evim gibi. Bostanlı hele.. Ah ah!

18. Maskülen! Bazen, seyrek de olsa -özellikle müzik dinliyorsam- yolda yürürken kendimi erkek gibi hissediyorum. Bakışlarımı, adımlarımı ben değil de bir erkek atıyor sanki; o denli sert, o denli biri "gak" dese "guk" diye terslenecekmişim gibi. Tedavim sürüyor.

19. Arşivcilik. Hatta koleksiyonerlik. Böyle de bir hastalığım var. Eski olanı zaten bir seviyorum, o ayrı. Ama kimi gazeteleri vb materyalleri biriktirme huyum var. Örneğin, gittiğim her yerden illa ki bir minik taş parçası alır, evime gelince diğerlerinin yanına koyarım. Buna kartpostal ve ayraç koleksiyonumu da ekleyebiliriz sanki. Arşive örnekse bir dönem -ki oldukça eskidir- biriktirdiğim Bekir Coşkun yazılarım vardı. Hepsini attım.

20. Leo&Ricky! Bunu da bu bloga yazacağım aklıma gelmezdi! İşte o arşiv hastalığının sonucu olarak, biraz da o 13-14 yaşlarımın "çılgın aşık" hallerinden sebep Leonardo Di Caprio ve Ricky Martin'e dair ne var ne yoksa arşivliyordum. Aralarında Brad Pitt de vardı. Bekir'le birlikte onları da attım. Geçti.

21. Arkeolog. Eğitimini aldım, yıllardır da alıyorum! Bitemedi gitti. Ama ola ki bir gün uzmanlaşma kararı alırsam Bizans çalışırım diye düşünüyorum. O dönem bambaşka. Hele Constantinople! Dinler ve dinler tarihi konusuna ise girersem çıkamam diye parmağımı bile uzatmıyorum şu an!

22. Yol tutması. Bu tabiri sevmiyorum. Ama hani bir yolculukta olur da midem "aslı ben dışarı kaçmak istiyorum" derse, hemen müziği açıyorum. Her şey tozpembe oluyor yine. Zaten müzik dinliyorsam, o "mide" bana hiç başkaldırmıyor. Senelerdir böyle. Kendimi bildim bileli!

23. Aslı 4 yaşında... Okuma yazma biliyordu. Evde bebeklerle oynamak yerine kalem ve kağıda boyuyordu her yanını, bunu da seviyordu. Bir de bir iş var 4 yaşında yaptığı ve annesinin anlattığı. Bir gün şehirler arası bir yolda, baba arabayı kullanırken Aslı "yol tutması" sebebiyle midesinin bulandığını söyler, araba itinayla sağa çekilir. Aslı arabadan iner ve annesiyle babasına "siz gelmeyin" diyerek onlardan az da olsa uzaklaşır, yolun kenarındaki otların çimenlerin arasına dalar. İki dakika geçmeden geri geldiğinde ise ellerinde alelacele topladığı çiçekler vardır ve annesine yaklaşır. "Anneler günün kutlu olsun" tüm "yol tutması" oyununun bittiği, perdeyi kapatan ve annesinin gözlerini ıslatan cümle olur.

24. 23 çok uzadı, fark ettim. Etrafımdaki insanların benim aracılığımla tanışıp sevgili olmasından çok fazla olmasa da geriliyorum, bir de bunu fark ettim.

25. Kolay ağlıyorum. Sinirden, gülmekten, hüzünlenmekten. Neden olursa olsun bir anda düşüveriyor yaşlar gözümden. Zayıflıktan olmadığını biliyorum, güçsüzlükten yani. Ne düşünüyor, ne hissediyorsam söylediğimden ve gizlemeyi de sevmediğimden sanki, onları da tutamıyorum içimde. Olan bu.

26. Çok şey varmış. Daha da yazılırmış. Ama bunu da diyemeden geçemedim, 26 benden oldu. Biraz da kopya çektim, belirtmeden geçemeyeceğim. Ha unutmadan! Bir de, "çocukken saçlarım sapsarı değilmiş". Hiç de olmamış. Keşke olsaymış.

1.12.09

para


aynı gün içinde gözümün önünde dört farklı milletten adam yakındı bu zalim zımbırtıdan. kimi bir yerlere gelememekten, kimi gidememekten, kimi istediklerini yapamamaktan onu sorumlu tuttu.




yediği küfrün, aldığı ahın haddi hesabı yok!

yok'la'ma!