30.11.09

Ali Tarantula. Biraz da Desidero.

No Ofsayt Ali Taran'ın filmi olacakmış. 11 Aralık diyorlar görücüye çıkacağı tarih sorulduğunda. Bense bu işte bir iş var diyorum kendi kendime, nedense bu projeyle ilgili bir son dakika golü yiyecekmişiz, "Ref Offside?" diye hakeme koştuğumuzda da "no ofsayt" yanıtını alacakmışız gibi hissediyorum!

Filmin afişini bir marketin vitrininde görmem üzerine kafamda belirdi bu. Hatta aklımdan da tam olarak şu cümle geçti "Derby yeni bir kampanya yapmış olacak, yine Ali, yine Desidero!" Yakınlaştıkça gördüm ki bu Ali Taran'ın filmi imiş, karakterimiz de Ali Tarantula! Biraz Desidero soslu olması da "acaba ters köşede miyiz?" sorusunu doğuruyor, kendime mani olamıyorum.

Öyle ya da böyle, yani bu filmin varlığını varsaydığımızda bile gizliden bir Derby reklamı yapacak No Ofsayt ve Ali Tarantula. Sanki kaçarı yok...

İlerleyen zamanlarda hem üzerine bolca düşüneceğim hem de yazacağım buradan sanırım.
Gelsin 11 Aralık.

26.11.09


Özel bir "100" haberi.

Gün itibariyle blogumu "izle" diyerek izleyenlerin sayısı 100'e ulaştı. Her birine bu bahaneyle teşekkür etmek istedim ben de ulu orta.

Daha da güzel sözleri, işleri paylaşmak üzere!

Ah unutmadan bir de, iyi bayramlar!

24.11.09



migros'tan 1.50, bim'den sadece 50 kuruşa
alabildiğiniz bir sakız first.

hayır, bim çiğnenmişini mi satıyor anlamıyorum..

22.11.09

bırak hepsini. o kadar yalnızız ki kendi kulaklarımız kendi çığlıklarımıza sağır artık.
ben hiçbir şey duymuyorum..

başlangıç noktası

Herkes yaşarken sen bakarsan olmaz.
Öyle kenardan olumsuzluk saçar durursun.
Tüm "olmaz"lara karşın sen de yaşa, sana göre olmasa da.
Yaşa ki bıdırdama kenardan köşeden başkalarının dünyalarına.

21.11.09

Hangisi?



"I don't wanna survive, I wanna live!"
İşte Wall-e'de insanı en oturduğu yerden zıplatacak cümle bu idi.

Hayatta kalmak mı, yaşamak mı?

19.11.09

üç film birden!

Revolutionary Road, Shadows ve Yanlış Zaman Yolcuları..

Çok ahkam kesmeyeceğim, haklarında öyle sayfalarca atıp tutmayacağım. Üçünün de eksikleri ve fazlaları var. Geçtiğimiz haftanın tüm yoğunluğu ile birlikte onları da kattım hayatıma, not düşeyim dedim.

Revolutionary Road, oyunculukları için bir iki kez izlenebilecek bir yapımmış. Geç oldu benim seyrim ama güzel oldu. Her üç film için de geçerli olduğunu düşündüğüm bir mevzu var ki bu filmin süresi kesinlikle çok uzun! Bu konu, bu işleyiş.. Seyircisini kendi elleriyle öldürüyor biraz. Film hem konusu hem de havası itibariyle benim "küt" diye ortaya koyduğum yeni bir kategoriye, +25'e dahil. Hemen yaramaz çağrışımlarınızı toplamayın, öyle değil. O evlilikte yaşanan dertleri hissedebilmek için, hayatın getirdiği "oynak" ilişkilerden biraz olsun sıyrılmak, "ciddi" hadiselere göz ucuyla da olsa bakmak lazım. Ondan +25. Pek yaşı da yok ya bu işlerin.. Neyse sustum. Kate ve Leo için izleyin, onlar da bence bu arada koşup evlensinler! Dünya sinemasının birbirine gerçekten en çok yakışan iki ismi. Magazin yapmıyorum, bitti.

Shadows (Senki), ahh. Beni yordu. Ama ondan daha çok yoranı var. Sona sakladığım. Belirtmek gerek ki bu yazıda aktarılacak üç film arasından ben en çok bunu sevdim. Sahiden "yabancı" bir dil konuşuluyor bu filmde, gayet Makedonca. Biraz bize yakın biraz uzak haller, insanların yer yer sıcacık yer yer buz gibi olmaları pek tanıdık geldi bana, tüm gel-gitleri sevdim. Kamera kullanımı ve mecazları da oldukça kuvvetliydi filmin. Bir de unutmadan "bensiz nasıl yaşayacaksın?"ı vardı ki... İzleyip de görülmeli, o replik, o an.

Yanlış Zaman Yolcuları ise üzerinde hem özenle durmak istediğim hem de ne hikmetse uzağında kalmam gerektiğine inandığım bir film. Filmin yönetmeni Aren Perdeci, ama onunla birlikte öne çıkarmak istediğim iki isim var ki bence filmin güzel anılacak her yerinde parmağı olan insanlar onlar, görüntü yönetmenleri Serkan Güler ve Ahmet Sesigürgil. Ha tanır mıyım kendilerini, hayır. Hatta tamamen jenerikten beslendim de söylüyorum. Bence bu üç ismin kimyası tutmuş, yeni yapımlarla karşımıza çıkacak olurlarsa çekinmeden izlerim, gözlerim bayram eder. Amaaa. Bu demek değil ki film hakkında eksiksiz noksansız bir on puanım var on üzerinden. Başta yaptığım yorumda gözünüze çarptı illa ki, o haddinden fazla aksak hal, bu filmde de rahatsız edici derecede öne çıkıyor. Bu bir anlatım biçimidir diyeni anlarım ama anladığım bir şey daha var ki o da anlatım biçimleri. Demek ki ben böylesiyle pek iyi "anlaşamıyorum". Film hakkında yersiz ipuçları vermek istemem, o sebeple susuyorum. Ama iyi bir film izleyicisi iseniz, gözünüze kimi devam hataları takılacak, hazırlıklı olun ama üzerinde durmayın. Bu topraklarda yapılan diğer yapımlardan "havasıyla" ayrıldığı için seyredilsin, görülsün bu film de.

Aslı da film izledi işte.

Ayrıca;
Yanlış Zaman Yolcuları: http://www.imdb.com/title/tt1278158/

16.11.09

çöp kutusu-kalemtıraş-dedikodu!

hatırlayan ya da gören duyan var mı bilmem ama bizim zamanımızda (aman tanrım ben de kullandım!) sınıftaki çöp kutusunun başına gidip kalem tıraşlar numarası çekip dedikodu yapmak vardı!

bunu yapanlar şüphesiz ki en kallavi dedikoduları çeviren kızlarıydı sınıfın!

hem yüzsüzlüklerine de diyecek yoktu hani. gerekirse ders saati içinde ordu halinde toplanıp hep bir elden kalem "açar", hep bir ağızdan milleti çekiştirirdi bunlar, bir plastik çöp kutusunun başında.

olansa aç aç en sonunda cücük kadar kalan kaleme ve 15 dakika süren kalem tıraşlama seansı bir türlü bit(e)meyen öğrencilerine "otursana evladım" demekten kendini paralayan öğretmene olurdu.

şimdi hatırlayınca..
güzeldi.

15.11.09

ol!


Olmayan ağaçların hışırtılarını işitiyor kulaklarım,
Tenim olmayan rüzgarlar duyuyor karanlık odada.
Olmayan bir adamla bir kadeh şarabı paylaşıyor,
Şarkılar söylüyor olmayan dudaklarım.

Nasıl tadı ağzımda,
Adamların, şarapların.

Olmaz.
Bu kadar da “olmaz”.

8Ekim2009/22:37
karakter kısıtlaması insanlara da getirilmeli.

14.11.09

kalan'ın şarkısı

böyle ayaklarını uzatmış denizlere bakarken..
sevdiğin içki avuçlarındayken..
biraz serin rüzgar ya da ılık yağmur yüzünü yalarken..
ve illa ki yalnızken, hem de artık "kalabalık bir yalnızlık"a karar vermişken..



dinle; "benden geçti aşk"

aşk, eskiden sanıldığı gibi yürek titreten, insanın bedeninden ruhunu söken bir şey değilmiş diye.
aşk artık, etlerin birbirine çarpması, tırnakların acı doğurması, kan akıtması olmuş diye.



http://fizy.com/s/19lh70

12.11.09

kadın

kimisi doğuştan kimisi sonradan...
kimi biliyor işini kimi acemi...
ben seviyorum hepsini.
hepsi beni.

kadın kirli, kadın temiz.
bir erkek kadar aciz,
bir erkek kadar yavuz.

kimi olmuş çoktan kimi daha ham.
kimi canımı yakıyor uzaktan, kimi yakında can.
ben sevmiyorum hiçbirini.
hepsi beni.

7.11.09

tutku

bittiği zaman her şey biter..
onun olmadığı yerde yaşam yoktur..

4.11.09

an içinde hayat

yüksek dozda hayıflanma barındıran bir soru cümlesi "ne kolaydı eskiden?". 

aslında üç noktalı bolca, lakin sevilmiyor kendileri.

şu an'ın içinden dönüp de geriye baktığında bazen insan, debelenmelerinin eskiden ne kadar çabucak başından savrulduğunu görüyor ya, işte deli oluyor o zaman.. neden şimdi geçmiyor böyle hızla, neden takılı kalıyor, yapışıyor üzerime her şey diyor, susuyor ardından da gözyaşları eşliğinde..

hayat bir kuvvet testi uyguluyor üzerinde insanın, durmadan. tam biri geçti, geçiyor derken, bir diğeri geliyor zorlukların. nefeslik molalarda bile yokluyor türlü sıkıntı elinden, dilinden, zihninden insanı. insan durmaksızın yoruluyor, dinlenmeden. 

oysa bir tek an içinde hayat. tasası, derdi, hüznü, sevinci onun içinde. 
biri düğmeye bastı mı, sonsuz bir aydınlık çünkü arkası, belki karanlık. çoklarının ziyaret ettiği fakat hakkında da tek söz etmediği "yer" o düğmenin arkası.. 

zaman geçerken üzerinden insanın, hem de eze eze geçerken, durup sadece hayıflanmak düşüyor insana içinden çıkılmaz bir hal alınca yaşamak. bu durumun kendi tercihi olmadığını biliyor ya da yaşadıklarının tamamen yanlış tercihler ürünü olduğunu.. elinin kolunun nasıl bağlı olduğunu biliyor hem de bir o kadar özgür olduğunu.. diyorum ya ama, çıkamıyor işte bazen içinden insan hayatın, hayat içinde kalıyor. 

bu zamanlarda ise zaman zaman bir düğme arıyor eli insanın yaşadığı mekanların duvarlarında, şehrinin sokaklarında..

"ne kolaydı eskiden..."

2.11.09

yalnız uyumakta zorlananlara

Brezilya'da yaşayan bir arkadaşım var. Birkaç gündür de sık sık sohbet ediyoruz. Yalnızlıktan yakınıyor çokları gibi. Benim duyduğum bu yakınmalarını, başka bir arkadaşına daha duyurmuş. O arkadaşı da güzel bir hediyeyle çözmek istemiş bu yalnızlık sıkıntısını.

Küçük küçük kağıtlara tek cümlelik notlar yazmış ve kapattığı bu kağıtları arkadaşımın odasındaki bir vazonun içine koymuş. Bizimki de her gece yalnız uyuyacağı uykusundan evvel o notlardan birini okuyormuş.

Ben sevdim.
Hissedilen bir yalnızlık varsa yakınlarınızda, siz de çare olabilirsiniz belki bu fikirle.

yok'la'ma!