26.9.09

kabus, rüya görmekten korkarak uyunmuş bir uykudan uyandırır ve bıçak gibi keser geceyi..
"ben şimdi nasıl uyuyacağım, kime sarılıp" diye sayıklatır.

22.9.09

Bildiri-yorum #3

Uzun zamandır elleşmedim. Kimseleri yazmak gelmemişti içimden. "Kimilerine" mevsim dönümü döngüsü diyerek "şaaptığım" çeşitli hisler yumaklarına yumulmuş durumdayım şu sıralar. Özlüyorum. Acı çekiyorum. İtiyorum. İstiyorum. Hepsini birden yapınca ve hepsine eş zamanlı maruz kalınca, insan haklı olarak kaybediyormuş gibi hissediyor kendini.


Kendimi anlatacak halim yok. Şaşırtmacası bu yazının. Sahne onların;

Özgün&Kemal; şimdi aslında bu adamları ayrı ayrı düşünmek lazım. Nerdeyse üç yıldır hayatımda ikisi de bir biçimde. Onlarca şey konuştuk, çok güldük, çok hüzünlendik ama en çok benim radyo programımda şarkılar söyledik, ben onlarınkine uzaktan baktım süt dökmüş kedi gibi. Başkentin tüm deniz'den ıraklığına karşın biz birlikte bakabileceğimiz bir yakamoz bulduk. İyi ki. Ankara'ya söyleyin hazırlansın, kulağımda Imam Baildi ile geleceğim 10 Ekim'de!

Ilgın; kuzenkız'ı burada yazdım mı daha önce anımsayamadım. Öyle uykusuzum ve beynim öyle buradan uzakta ki, açıp bakmaya da üşendim. Lüzum yok zaten. Onun defalarca burada yer almasına söz yok, destek var bir de üzerine! Ilgın Hollanda yollarına düşecek. Küçücük kısacık ama büyük bir iş için. Uluslararası bir kısa film festivalinde ödül alınca, orada yeni bir proje için birkaç gün geçirecek. Güzel anılarla dönsün. Hem bahsi geçen yarışmaya dair detaylar ve Ilgın'la bir söyleşi de yakında burada olur. Meraklısına!

Mali; o benim birgün'üm. Öyle höt diye söylemekle bitmez. Memleket sınırlarının dışında, hem de kutba yakın, Sibirya yöresinin en soğuk havasına maruz kalıyor. Atkısı var ama biliyorum, pek üşümüyor. Aksilik olmazsa bir gün dönecek diye bekleniyor. Çünkü çok özlendi. Bir gün.

Ozan; son zamanların en muhalifi. Yerli yerinde bir muhalif. Kronikmiş gibi görünmesiyse bu karşı saflardaki hallerinin, hem Galatasaraylı'lığından ileri geliyor, hem de düzenin birçok başının çoktan kokmuşluğundan. O ne derse biraz biraz doğru oluyor o nedenle. Çok dinlemelik. Çok konuşmalık. Çok misafirperver. En çok misafirperver. Cipse karşı özel bir antipati besliyor. Pati besliyor. Kedi besliyor. Kedi dediğim, kızı biricik.

İsimsiz seslerim var bir de tam şuramda (yazar boğazını gösterir) biriktirdiğim.
Sadece bir gün dokunabildiğimde söyleyebileceğim.

senden sonra II

senden kalanlarla gözyaşı yüzdürmek,
kanlı fermanların mühürlerine nefes üflemek sonra..
ardından derin bir sessizlik, bir matem havası..
sessizlik, kulak tırmalayan bir ağıt..
iç yakma'nın yanından geçmeyen..


--

denizler altında nasıl da nefessiz kalınmayacağını,
bin adımlık şehirlere, bir nefesle nasıl da fırtınalar gönderileceğini
öğrendim seninle..
senden sonra'sı olmadı..

21.9.09

Artık sana yazmıyorum.
Seni yazmam, sana yazmam demek olmadı hiçbir zaman.
Artık sana yazmıyorum.

senden sonra I

düğümler arasında kalmakla çözülmeyi beklemek arasında bir zamandayım.
elimin erişemediği bir yerde, sesimin dahi güç ulaştığı, ulaşırken çukurlara düştüğü, taşlara takıldığı bir yerde sen.. nefesimi ise duyamadın bile.

bir yol öncesinde zamanın, yelkovanın baş aşağı olmasından evvel yani biraz,
gidip gelirken sözcükler aramızda, ne aydınlıktı her şey..
yitti bir anda gün avuçlarımda, gece yetişti..
karanlığa boğuldum sessiz kabullenişlerinin ardında.
halbuki bu kadar kolay olmamalıydı teslim olmak, ayak diretmek olmalıydı teninin altında bi yerlerde.
yoktu.

gece, nefes daralmalarını getirdi, yastığa koydu..
kim uyuyacak bu karanlık zamanda şimdi senden sonra..?..

20.9.09

şaka!

- alo?
+ alo buyrun..
- beyoğlu ptt mi?
+ hayır değil beyefendi..
- ha değil yani..
+ değil beyefendi yanlış oldu sanırım..
- ha biz arardık hep ptt çıkardı değişti mi acaba?
+ bilmiyorum beyefendi.. ama burası ptt değil, beyoğlu hiç değil..
- oldu o zaman.. (yanındakine) macit, ptt değilmiş orası..
+..
- tamam sağol o zaman.. yanlış oldu kusura bakma..
+ (nihayet) rica ederim, iyi günler..
- bi dakka bi dakka..
+ (la havle.. ) evet?!
- peki nereye taşınmış bu beyoğlu ptt.. 



birebirdir. 
rezalettir. 
azıcık anlayış. 
ne olur!

19.9.09

ben... neyse.

söze başlayacakken susmak; istemli bir eylemdir. susanın sözünü kesen, susana "kapa çeneni!" diyen yoktur. lakin bazen yutulur söylenecek söz. "hani..." diye başlayan pek çok cümle kurmak gelir insanın içinden ama ne hikmetse bir türlü dillenmez harfler. içinde kalakalır insanın. büyük bir çarpışmadır bu. dışarıdan bakıldığında sessiz sessiz oturuyormuş gibi görünen adamın içinde bir meydan savaşı vardır aslında; kıran kırana bir dövüş içinde, kan revandır içi. fakat bir türlü söyleyemez.. susar, sustuğuyla kalır insan. bazen dudakları bile aralanır, sanki ramak kalmış gibi bir sese. halbuki susan, sadece dudaklarına götürür henüz ateşe atmadığı sigarasını. sonra o sigara yerine cümlelerini yakar. pek çok şey vardır inkar etse de susanı susturan. ama inatla istemli bir eylemdir söze başlayacakken susmak.

Eve dönüş

el durdu kalem durdu.
daha çok çocuğa çalışıyor demeli belki de, şimdilerde yetişkine, erişkine erişemiyor.
biraz beklemedeydi.
sanırım döndü.

14.9.09


Kadının "fahişe"si erkeğin "fahişe"sinin yanında iffet abidesidir.

13.9.09

öyle

Oraya gerçekten hiç varmadım.
Her gece orada uyudum.

Ne yaptıysam biraz sana, biraz bana, biraz biz oldurmaya çalıştığımıza yaptım. İyi de yaptım. Kötü de.
Sen ne yaptıysan, biraz bana, biraz sana, biraz başkalarına, biraz da biz oldurmaya çalıştığımıza yaptın.

Ben pes ettim sonunda, sen "yok" dedin.

Bir şey var bitmeyen.
Şimdi gözyaşı doğuran şey neyse, o bitmedi.

Yaşıyorum ama inan öylesine...

12.9.09

Çay detaydır, mühim olan kaşıktır!

Şaka değil söylediğim. Önemsiyorum, önemseyeceğim.

"Memleketin her yerinde karşılaşabilir içecek nedir?" deseniz; canınız sıkılsa da laf olsun diye "başlıca içeceğimiz nedir?" sorusunu yöneltseniz bana gözümü kırpmadan "çay!" derim. Ha ben içmeye bayılır mıyım, hayır. Aksine çok da aramam. Ama madem bu nane her yerde içiliyor, tadıyla içilsin, biçimiyle içilsin; yaygınlığının ve bir kültürün parçası olmuşluğun ayrıcalığını hissettirsin.

Ama ne yazık ki, benimki "yaman bir estetik kaygı" çoklarına göre.
Çünkü onlara göre içilecek olan çay mühimdir, nasıl içildiği değil! Zaten bizde esas olay hep neticedir! Hatice'yi de severiz şüphesiz ama gözlerden ırakta mümkünse...

Çayseviciler benim ahlakımı bozmadan derdimi anlatayım. Çay kaşıkları!


Genelde tek bir fabrikadan çıkmış gibi görünen o iğrenç çelik çay kaşıkları, yurdun en batısından en doğusuna hiç mi farklılık göstermez be okur! Bu kadar yerelliğe, belediyecilik hatta mezracılığa meraklı insanlarım, çay kaşığında neden bir arayış içine girmemiştir de özgünleştirmemiştir aleti, merakımı tırmalar! Bir gideyim de Balıkesir'in bir köyünde alternatif bir çay kaşığı sunsunlar bana; gideyim Antakya'da gözlerim kamaşsın yerel çay kaşıklarından! Ama yok! En azından cahil yanım bunun olduğunu bilmiyor!


Sen çayının bardağına o kadar özen, ince bellisini öv, Ajda'sını pörtlet, kaşığı sabit tut! Olacak şey mi!

Aslında dert o çay kaşıklarının kazuletliklerinden kaynak buluyor, tek tipliğini koyarsak bir kenara! Hepsi bir irice, bir itici, bir özensiz. Hayatımızın her yanı, bakın yaşadığımız ortam demiyorum, onu çoktan gömdük gitti; bizzat her gün işlediğimiz o hayatımız "ana hat"lardan ibaret olmaya başlamışken bu denli, benim beklentim fazlaca yersiz, fazlaca "ince". Ama özen göstermelidir insan, elinin dilinin değdiği, dokunduğu her şeye sadece o dokunuşundan dolayı bile!

Ben içerken çayımı, aklıma gelir hep çocukluğumdan bildiğim, dedemden kalma o cam çay kaşıkları... Nasıl yakışıyorlar kendisinden nefes bulmuş o ince bellilerin içine! Hele gümüşler, minik çiçek motifleri ile çekmecelerinde ömür sürer, soluk alıp verirler de sanki döndürüverirler renklerini zamanla. Yaşarlar, şekerlerine ömür adadıkları insanlarla adeta!

Çay mühimse, çay kaşığı da mühimdir. Ha "ben şekersiz içmem çayımı, bana ne kaşıktan" derseniz onu bilemem. Çayını şekerle buluşturanlar da ilk içtikleri çayın yanında gördükleri kaşığa şöyle bir göz süzüp bu yazıyı anımsasınlar; çay kaşığını dolduracak mevzu muymuş üzerine düşündüğüm...


aklımda!

aklımdasın
bir yokluk ertesi kadar soğuk hava
bir varlık sanrısı kadar alaycı

renkler dans ediyor senin yokluğunda bile
ellerine değmiş gibi kırmızı,
mavi dudaklarını öpmüş gibi
sarı uyumuş gibi koynunda..

kalem tutukluk yaparken bir yandan
karalıyor beyaz kağıdı
karalandıkça kağıt
karaya vuruyor
önce renkler
sonra renklerin dansı

aklımdasın
bir çokluk tebessümü tüm bedenimde
bir yokluk göbeği kadar ayaz içim-de..

11.9.09

yazmak için,

gözleri kör etmek gerekir.
sonra kulakları duymaz...
elleri tutmaz, ayakları yürümez, dilleri söylemez etmek gerekir.
başka hayatlar olmak, bambaşka hayatlardan çıkmak, kaçmak gerekir.

bir ömrü ezberlemek, arkasından bir hamlede silmek, "yeni baştan" diyebilmek gerekir yazmak için.


bir kadını anlamak

erkeklerin tek meselesi bu!
tamam kadın kısmı da erkeği anlamak için paralıyor kendini, anladık!

ama yapmayın. kadın dediğimiz o kadar da komplike değil canım!
"imkansız" da "zaman kaybı" da değil kadınları anlamak..

mesele kendini anlatamayan kadında!
mesele dur ben şunun içini bi çıkarayım da anlayayım diye kadını ters yüz eden erkekte!
ya bi bırak, iki dakika huzur ver bana, anlarsın sonra.
ben de seni anlarım, geçinir gideriz gül gibi.
ama güllerin nasıl geçindiğini sorma!

"kadın zordur" deyip kaçmak olmaz. bi kere genelleme canım benim şu "kadını anlamak" meselesini. bi genelleme, dur. kadın da özünde insan (oha). onun da duyguları, karmaşaları, bunalımları var, aynı senin gibi. ama sen "fener niye yenildi"nin peşinde gezerken, o "çocuğa bez de almadık gördün mü"ye sıkılır. senin derdin "ya mahmutlar da bu gece bara gidecekti biz evde kaldık
mk"dir (ama illa mk'dir), kadınınki "fazilet'in aldığı çantanın siyahını nerde bulurum"dur..

bi bırak. tasalanın anasını satiim. bulaşmayın birbirinize ve bu zamanlarda birbirinizi anlamak için debelenmeyin, anlayamazsınız.

insan dediğimiz şey, zamanla anlaşılır hale gelendir.
sen kendini anla bi önce de bakalım anlayabiliyor musun, sonra gel bi daha konuşalım.

bir kadını anlamak bir adamı anlamak kadar karışık, yorucu, kolay ve saçma bir meseledir.

o kadar konuştum da ben de sonunda genelleme yaptım ya, bana da yuh!

10.9.09

koku

bileklerinde, parmak uçlarında, yanaklarında ve dudaklarında taşıyordu o kokuyu. her çığlığında, her seslenişinde ve her fısıldayışında kulağıma tatlı sözler, kokusunu üzerime bırakıyordu.


ne fenaydı.
ne acımadan yoksundu bu tavrı.
hiç düşünmüyordu o'ndan sonrasını.

o kalkınca oturduğu koltuktan, uzaklardan izlediği televizyondan çevirip de başını, televizyondan daha uzağa gidince, o kokuyla başbaşa kalan ben'in neler çektiğini bilmiyordu ki. gidiyordu ve geride bırakıyordu sadece.
bense şehrin sokaklarına atıyordum kendimi, hava soğuktu biraz daha soğuk'tan. kokusunun sindiği yerler üzerimdeydi, üzerim o kokuyordu, üstüm başım o'ydu.

gel zaman git zaman, zaman ne gitti ne de geldi. onu da getirmedi zaman.
ben her aklıma düştüğünde kokusunu duydum, her rüzgar üzerimi yalayıp estiğinde..

"istersen hiç başlamasın?"

aciz insan bunu dediği anda gitsin atsın kendini bi yerden.
bariyer mani nereye kadar arkadaşım, mantık süzgecin de aşınır gün gelir!
kalırsın yalnız!

9.9.09

yer yer aşk'ı tanımlamış bizimki!

dingin giderken her şey, karşına çıkandır..
ya da fırtınanın ortasındayken sen, sükuneti getirendir kucağına.. 20.07.2008 00:47

//

var zannedilendir. zan'lar altında kalıp kendinden geçesicedir.
duyumsanan şey insanın kendi yarattığından başka bir şey değildir.
aşk, birini alet ederek kişinin kendi kendine aşk duymasıdır.
bu da en iyisidir belki. kimsenin kafası ağrımaz..

**

kandırıkçı hisler turnuvasının daimi birincisi. kanımca bu turnuva yapılmamalı.
04.03.2009 20:02

\\

sancılı bir sanrıdır ve hayalperestlerle mazoşistler keyif alır.. 21.06.2009 01:15

**

asla geleceğin diktatörü ve turtası arasında yaşanamayandır.
onlarınki olsa olsa bir oyundur. 19.07.2009 21:14

zamana bırakma bizi

çünkü zaman, bizi öğütmek için çoktan açtı ağzını ..

!

"Oralara yerleşirlerse öyle olur tabi. Hep bizden öncekilerin yanlış işleri yüzünden.. En doğru işler bizim. İnsanın tedbirsizliğinin sonucu bu sel hep! Muhallebi?"


sen de annenle babanın tedbirsizliğinin sonucusun kılıksız!!

8.9.09

aldım ben'i aşkı anlattım

En bilinen yöntemi susmaktı aşkı anlatmanın…
Otururdun karşımda, oturdun.
İzledin, kaçırdın gözlerini, elini.

En tanıdık yüzüydü bu aşkın oysa, bilmedin.
Gördüm uçsuz düşlerindeki ‘ben’i , geldim sana.
Oturdum karşına, oturdum.
İzledim, kaçırdım gözlerimi, elimi…

sus

söz. öyle güçlü ki. adam öldürür.
soluksuz bırakan bir yumruk olur,
yahut bir yumru, gırtlağına oturur.

istemezsin olsun değil mi?
ben de istemem.
sus şimdi.
susalım.
sus olalım.

gözüm ötesini görmüyor...

çakışma!



2002



2009

Kötü bir tesadüf mü?
Yoksa?



7.9.09

ayrılık dediğin ayrılmaktan ibarettir

Ayrılık pek ilginç bir mesele. Ayrıldık sözüyle bildirilebildiği gibi, hiç sözsüz de harekete geçebiliyor, yürürlüğe koyabiliyor kendini, koyulabiliyor. İstemli, istemsiz bir anda zuhur ediyor canına yandığım!

Geleceğim nokta tabi ki ayrılık değil. Gelecek olsam başta söylemem zaten.
Geleceğim yer kendi içimde çok açık, size de açık edeyim; ayrılıkla beraber gelen yabancılık.

"Kendimi çok yabancı hissediyorum" yahut "Bu ne şimdi, ne bu soğukluk?!" cümleleri ile girizgahı yapılası bu histen, bildiğiniz tiksiniyorum.

Geç bir bak, şöyle üç ay öncesine git, bir yıl öncesine ya da ne zaman "o benimdir o benim" demeye başlamışsan o zamana. Düşüyor mu dilinden "canım", bakışından eksiliyor mu hiç "biriciğin".

Ne münasebet! Ne eksilmesi, bilakis artıyor her nefeste! Onsuz olmak imkansız artık. Varlık onunla güzel... Hatta düpedüz, onunla var!

Gel şimdi, kalk kalk, gel şimdiki zaman'a!
Olmaz demişsiniz, çekil, yıkıl git demişsiniz ya da bir şey dememişsiniz, bitiş çizgisini görmüşsünüz diliniz daha varamamış ama "finish" demeye. Zaman zaman etek giymeye alışık olmayan kadınlar etek giydiklerinde kendilerini bir dağıtırlar, açarlar oturdukları yerlerini açılabildiğince. İşte sanki öylesi bir açığı yakalamış gibi bir kadın, yakalanmış gibidir iki taraf da ayrılık vakti geldi mi; elini ayağını, saçını başını bir düzeltir şöyle üstünkörü, toparlanır.

Canım, hayatım, biriciğim gider.
x'ler y'ler konuşur. Düpedüz isimler!
Ki bir ilişki içinde sevdiceğe isimle hitap etmek bazı zamanlarda kavga sebebidir. "Sen benim adımı söylerken bir ciddileşiyorsun, korkuyorum" denir. İşte sevgili bu demlerde pek güzeldir örneğin. Lakin kendisinden eser kalmamıştır.

Hadi varacağım noktayı bulalım, oraya oturalım.
Yapmayın. Ayrıldıysanız, ayrıldınız. Bittiyse bitti. Mesafe koymak, hiç tanışmamış gibi davranmak nedir, üst komşunun kuzeni muamelesi?! Gidiniz, itinayla sevişmeye devam ediniz demiyoruz kimseye, aksine, bunu tasvip de etmiyoruz hani. Ama göğsüne başını koyduğun adam kimdi ya da kucağında uyuduğun kadın? "İyiyim teşekkür ederim, sen nasılsın?" diriliğinde ama bir o kadar ölü soğuğunda sözler duymayı hak edecek kadar "olmamış" mıydı, olamamış mıydı hiç?

Kendine olamıyorsan, anılarına sahip çık insan!
Bugün bu'ysan, biraz da o anılardan çünkü, o 'ayrıldık insanları'ndan..

...

Sadece varlığımıza, önce kendimiz saygı duymadığımız için oluyor bunlar hep.
Kafalara örtülene, dilden dökülene, kimliklere "saygı duyulsun" yırtınmaları hep bundan!

Çok pis küfrederdim.
Yapmıyorum.

6.9.09

Gelen bir ödülün haberi!




Dün akşam aldığım bir habere göre, cadızula ödüllendirmiş beni.
Çok çok teşekkür ederim, pek keyiflendim.


Siz de cadızula'nın sayfasını ziyaret edin, yazdıklarını okuyun derim.

Ama bu ödülün sanırım bir ritüeli var. Benim de 7 farklı blog yazarına ödül vermem gerekiyormuş. 7 olmasa da benimki bir göz atın bakalım. Ödül vermek mahiyetinde mi bilinmez ama benim favorilerimi görelim bir de;

O bir şair. Bir yazar. Bence görüp görebileceğimiz en iyilerinden hem de.
İlk hedefimiz o; Emre Varışlı

Bir şair daha. Işıl ışıl, daima. Hep bir gizi var onun. Hissediyorum. Erişebilirsem bir gün, "okudum onu" diyeceğim.
İkinci hedefimiz; Emre Sert

O bir insan. Güzel gözleri var. İyi bir yazar ve hatta hak hukuk insanı. İnsanın hakkı ve hukuku için birbiriyle.
Üçüncü hedefimiz; Ceren Baykal

Bir yazar, bir besteci, bir oyuncu, bir reklamcı, bir şair, bir baba, bir "her şey" o.
Dördüncü hedefimiz o; Ersel Serdarlı

O bir çizer. Ruhu pek güzel. Hem sözlerine hem çizgilerine bir defa dahi olsa bakılmalı.
Beşinci hedefimiz; Zinnur Çetin

O bir tembel yazar. İktisatçı ve zehir gibi akıllı. İnsansever, İzmirsever, sever. Sevilir.
Altıncı hedefimiz; Renkli Yazı


Dahasını yapmama lüzum yok gibi.
Ama çok dahası var okuyup takip ettiğim.
Geri kalanına bu sayfanın sağ kıyısından erişiniz!

Ruh Halleri VII

Jason Mraz - Mr. Curiosity
Shantel - Planet Paprika
The Lost Fingers - Careless Whisper
Rufus Wainwright - This Love Affair
Zuhal Olcay - Gitme Vakti



:şimdilerdeböyle:

5.9.09

Avuntu!

Hep avutuyoruz kendimizi ve birbirimizi.
Yanı başımızda otururken yeni aşkımız,
Dalıyor da gözlerimiz bir şarkı marifetiyle,
Düşüyle eski sevdaların, ıslanıyor dudaklarımız.
Sarılıyoruz yanı başımızdakine sonra, sımsıkı!
“Daha önce hiç yaşanmamış” gibi
İlkmiş gibi “aşkın böylesi”
!
Nasıl kanıyoruz, nasıl kandırıyoruz bir çırpıda!
Ölmedik mi daha önce kollarına başkalarının,
Sözlerine gömülmedik mi, nefes nefese?
Bir bakışlarında boğulup da,
Bir dokunuşlarına doğmadık mı yeniden?
Kime bu kandırmaca, neye?
Yeni “yegane”mize bu yalan, düzen?
“Senin gibisi olmadı, olmayacak”
Yeni “aşk”ımıza mı, paçalarımızdan akanlarla?

Dil hep söyler,
Ne adidir o!
Kalp de ona uyup
Çarparsa önüne gelene,
Yoktur ondan adisi.

05.09.2009//06:28

4.9.09

dik! dur!masan da olur!

dik durmak zorunda olmak, sadece devam etmek zorunda olmaktır; yaşamaya, ne yapıyorsan onu sürdürmeye.
eğilmiş bükülmüş yahut dikilmişsin önemsiz.
sadece var olmak zorunda olmaktır, yaşamanın ta kendisi.
bazen tüm inandıkların, bazen inancını yitirdiklerin, bazen yalnız kendin ya da değer verdiklerin için.
var.
devam.
gittiği yere kadar.

3.9.09

Aynı Kadın!

Kadın karmakarışık bir gece geçiriyordu.
Kadın "iyi ki yok kimse yanımda" derken, arkasına neden kimse yok yanımda’lar sıkıştırıyordu. Kadın gece gece sıkıştırıyordu kendini.
Derdi neydi?

2.9.09

mesafe

e r i ş i l m e z olduğu için değil,
tadınabaktığım için onunla aramdaki bu
me
sa
fe...

1.9.09

Kafamı Kırarım! s1e1

Artık burada kafamı kıracağım. Evet sanırım tek eksiğimiz buydu, burada bunu da yapacağım!

Değişebilirliğine inanmadığım her şeyi bir bir yazacağım ki bir yere kaybolmasınlar, gözden yitmesinler.

İlk kafamı kırarım’larım “bir kısım izlek” için yabancı olmayan bir “hayati damar”ımla, futbolla alakalı.

Bir bakınız.
Bakınız ki içimdeki şiddet tükensin!

- Forma giydiği herhangi bir maçta Daniel Alves hakemi kandırmak maksatlı kendini yere atmazsa,
- Galatasaray’ın mor forması yenilgi yüzü görürse,
- Beşiktaş, adı sanı bilinir bir forvet transfer ederse,
- İbrahimoviç 90 dakika boyunca herhangi bir maçta forma giyip de ofsaytta kalmazsa,
- Daha uzun yıllar yaşayacak gibi görünen “Aziz Yıldırım hanedanı” devrilirse,
- Cristiano Ronaldo, becerisinin sökmediği bir maçı çirkeflik yapmadan tamamlarsa
- Ahmet Çakar, futbolun biraz da şov işi olduğunu ama bu kadar da “şovmenliğe” bulaştırılmaması gerektiğini fark ederse,
- Sergen Yalçın, Baros’a seslenmeyi öğrenirse,
- “Üç büyükler” denen ama aslında sadece “bizim büyükler” dışında bir futbol takımı TSL şampiyonluğuna ulaşırsa ben kafamı kırarım!

Ha bir de tabi, Aslı 10. hafta oynanacak Fenerbahçe-Galatasaray derbisine gidemezse, yine aynı kafayı kırabilirim..

(:

yok'la'ma!