Ana içeriğe atla

kul yapısı bir aile yapısı(!)

"türk aile yapısıyla örtüşmeyen programlar için şifre uygulanacak."





bu güzelim açıklamayı kadın ve aileden sorumlu devlet bakanı yapmış.
belli ki birileri pek içerlemiş sevişme sahneleri(!) fışkıran "yastık üstü" dizilere...


önce biri bana şu türk aile yapısını bir anlatsın, gözünüzü seveyim. benim ailemde gördüğümse bahsedilen, yakın çevremde benzer bir yapı var, aklı başında olduğunu düşündüğüm pek çok insan da benzer bir "aile yapısının" kıyısından geçmiş, köşesine değmiş. sorun yok gibi bu yakada.



onların sözünü ettiği tertemiz "türk aile yapısı"nın göz önüne, su yüzüne çıkmaya başladığı yerlere bir bakmak gerek ama. örneğin gazetelere, halkın birbirinden, halkın olan bitenden, üstün alttan, altın üstten üstün körü de olsa haberdar olmasını sağlayan kitle iletişim aracına. açalım üçüncü sayfaları, bir göz gezdirelim. karısının telefonuna gelen yanlış mesaj yüzünden dehşet saçan koca, gelinine sarkan kayınpeder, baldızına atlayan adam, yeğenine taciz eden teyze, hala...



kapatalım gazeteyi. "yahu bunlar da... olmayacak işler..." diyelim yüzümüzü buruşturup "ipsiz sapsız çulsuz ahlaksız adamlar" diye kızar gibi yapalım o ailelere ve yapılarına.



televizyonu açalım. "öğle kuşağı" diye bildiğimiz ana haber bültenine dek süren o emsalsiz kuşakta yayınlanan kadın programlarına, adam programlarına bakalım. ben bir köşede bu programların neden cinsiyete göre ayrıldığını sorgularken mehmet bey hanife hanım'a talip olsun. hanife hanım 'tabi bi çay içelim mehmet bey'le desin. çay içsinler. stüdyoya gelsinler. hanife hanım mehmet bey'in maaşını küçük bulsun, mehmet bey hanife hanım'ın memelerini. olmaz desin ikisi de. ahmet bey atlasın oradan, "onların işi olmadıysa hanife hanım bi' de bana baksın!" hanife bir çay daha içsin. onun çaydan, bizimse olan bitenden bulansın midelerimiz.



"aile değil ki bunlar canım henüz, aile olmak isteyen insanlar sadece" diye avutalık kendimizi, onları da aklayalım.

televizyonu kapamayalım. haberler bitsin, gazeteden derme çatma korkunçlukları bir kulağımızla işitelim, seyredelim.

televizyonu kapamayalım. haber arkasını mesken edinmiş, kışları saçma ve salak yazları tekrardan ibaret dizilere bakalım. koca bir sezon kıvranan aşıklar sezon sonunda "yalancıktan" sevişsin. yastık da tanık olsun bu gerçeğe "aralarında". ötekisi saten geceliğiyle girsin koynuna dalağı böbreği patlamış aşığının. başka da vukuat olmasın! koca yayın döneminde, onlarca dizide, tonlarca aşık olsun da bunların yalnız ikisi sevişsin! az sevişiyorlar diye oluyor bunca tantana bence, biraz daha sıklaştırsalar durumu göze batmayacak halbuki. ama yok. onlar sevişmiyor, iki koklaştılar mı da birilerinin sirenleri ötüp "şifre şifre" diye bıngıldamaya başlıyorlar. neymiş, türk aile yapısı. türk ailesi böyle seyrek sevişse, kahvede alay konusu olur o adam, kısır mı bu kadın diye aile zoruyla yuvalar yıkılır oysa. en başta tabi, böyle kalabalık bir populasyon olmaz şuncacık toprak parçasında!

bu, şifre korkutmacası sansürün, sansürden daha fazlasının habercisi.
yapısını sevdiğim türk ailesi azıcık açsın gözünü de, görsün.


Yorumlar

  1. Çok çok çok teşekkürler ben böyle güzel yazamazdım, duygularıma tercüman olmuşsun....

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sen ve Ben

Geçenlerde Power FM'de bir şarkıya rastladım. Resmen beni ele geçirdi. 
Çok yüksek olmayan bir tempo, akla takılan bir melodi ve bir kelimesini bile anlamadigim (arada bir "perişan" duydum sanki) sözlerin böyle cezbedici olmasi.. Beni benden aldı.

Kulak kesildim, baktım sözler Farsça gibi. Hemen SoundHound'u açtım, şarkıyı buldum: Man o tu.

Şarkıya sardıktan sonra öğrendim ki sözler Mevlana şiiri imiş. Aklım bir daha kaçtı. 

Şiirin Farsça ve Türkçesini yazayım, tam olsun.
Dinleyin, dinletin.

khonak an dam ke neshinim dar eyvan, man o to
be do naghsho be do soorat, be yeki jan, man o to
khosh o faregh ze khorafat-e-parishan, man o to
man o to, bi man o to, jam' shavim az sar-e-zogh

saadet zamanı: avluya doğru oturmuşuz, sen ve ben
endamımız çift, sûretimiz çift, rûhumuz tek, sen ve ben
bulandıran palavralardan âzâde, gamsız bir keyif, sen ve ben
sen ve ben, ne sen varsın ne de ben, bir olmuşuz aşk elinden





Periscope'uyoruz!

Biraz Paris'te turlamaya ne dersin? Ya da Riyad'da toplantıya yetişmeye? Milano'da metroya binsek? Maryland'deki kazları izlesek beraber?

Bunların hepsini yaparız tabii ömrümüz varsa. Seyircisi olmaksa bu ara hem bedava hem de fena eğlenceli. 

"Periscoping" gibi bir ifadeyi hayatımıza katan, şahane bir uygulamadan söz ediyorum: Periscope

Şurada daha bir yıl önce ortaya çıkan "dünyayı başkasının gözlerinden görme" fikrinden doğan bu "app", uygulamanın yaratıcıları Kayvon Beykpour ve Joe Bernstein'in aklından öptürecek cinsten. 

Uygulamanın resmi internet sitesinde dünyanın dört bir yanını görmenin büyüsünden bahsederken Kapadokya'ya da selam çakan adamlar, şu cümleyle gönülleri fethediyor: Bir fotoğraf, binlerce söze değer olabilir. Ama canlı bir video, seni başka bir yere götürebilir.

Nasıl çalışıyor? 

Bu arada sadece ios'larda çalışıyor. Ancak Android cihazlar için de uygulamanın eli kulağında. 

Uygulamayı indiriyor, varsa Twitter …

Haftanın Güzelleri: ActOrchestra - Sıfırdan Sonra

Hayatta bazı güzellikler var; hiç beklemediğiniz bir anda haberdar olduğunuz ve iyi ki de bana göründü dediğiniz güzellikler. İşte geçtiğimiz hafta ben böyle iki güzelliğe denk geldim.

Konuşmak? Yani bildiğimiz anlamda? Hayır.


Bursa'da bu yıl dördüncüsü düzenlenen "Bursa Uluslararası Balkan Ülkeleri Tiyatro Festivali", Devlet Tiyatroları'nın şahane etkinliklerinden biri oldu. Ancak bu festivalin bir oyunu vardı ki, sanırım sahne sanatları hakkında herhangi bir şey beni uzun zamandır böyle düşündürmedi.

Actorchestra'dan söz ediyorum. Bükreş Ulusal Tiyatrosu oyuncularının sahnelediği, tek perdelik bu oyunda herhangi bir dilde konuştukları söylenemez. Ancak herkese aynı anda aynı duyguları hissettirecek, senkron sıkıntısı yaşatmadan güldüren, coşkulandıran bir performans izlediğimizi içtenlikle söyleyebilirim. 
Aslında biraz önce her ne kadar "bir tiyatro festivalinde" kendisini "oyun" diye çağırmış olsam da, bu seyri doğru tanımlamak biraz güç. N…