28.10.07

Gözler Önüne Seriş-1

Hiç yapmadığım şeyler yapıyorum, yaptırıyorlar..
Bir yazarın yazdığıdır aşağıdaki, benim değil.. Keyifle aktarıyorum..
Bu gidişle aktarırım çokça..



Kaç kere terkettik birbirimizi.

Kaç kere terkettik birbirimizi. Kaç kere gidip gidip geldik. Kaç kere kimlerle aldattık kim bilir birbirimizi. Kaç hayat tanıdık, kaç kalpte aradık aslında birbirimizde olanı. Sonra hep yine birbirimize döndük. İçimize akıttığımız, gizli gözyaşlarımızla, susarak özürler diledik birbirimizden. Kaç kere bitirdiğimize inandık ve sonra yine omuzlarımızda ağladık.

Kaç kere sevdik birbirimizi, kaç kere ayrıldık birbirimizden. İkimize de hem acılar hem mutluluklar veren bu oyunu defalarca oynadık bıkmadan. Yine öğrenemedik sevmeyi. Ayrıldıkça daha çok bağlandık birbirimize. Başka hayatlar tanıdıkça, değerimizi daha iyi anladık. Bir kelime nüansıyla bitirdiğimize inandık sevgimizi, başka bir kelimenin inceliğinde yine aşık olduk. Ama giderken de gelirken de, ayrılırken de aşık olurken de kalbimize hiç sormadık...

01.01.2003

Cihan YAVUZ
www.deepnot.com

Coming Soon

İnsanın en elinde tutması gereken nedir bir ömür, hiç bırakmadan sıkı sıkı sarılması lazım gelen? Gururu mu, inandıkları mı? Kendini gerçekleyebildiği alanları, işleri mi tutmalı elinde, benliğini mi yoksa sadece?
Şimdilerde biraz karışık aklım. Aklım, oyun oynamalarda yine. Kavramları, insanları birbiriyle çarpıştırmada.
Bir temizlik geliyor.
Yakında sinemalarda…

26.10.07

mahrum

Sensizlik, salt senden uzak olmak, senden yoksun olmak demek değildir. Sen'li zamanların özlemini tüttürmektir bir kağıdın üstünde, yahut bir kalemin titrekliğinde gözyaşı dökmektir. Acıyla karışık sancılar duymaktır, bedenin en ücra köşelerinde, varlığını sorguya çekmektir..

21.10.07

Nip/Tuck IV



Uzun bir aradan sonra, bir solukta izlenecek olanım geri geldi.

Cnbc-e'nin en takdire şayan atraksiyonlarından biri, bu geceden itibaren her Pazar saat 23:05'te ekranlarda.

Nip/Tuck izleyicinin gözüne, dizine dursun..
Dursun da gitmesin bi' yerlere..

16.10.07

O kitap Bu kitap Şu kitap!

İşte yeniden başlıyor!

Şehirden bi hayli uzak, gitmesi ayrı gezmesi ayrı dert olan bu denli aktif "yegane" fuar alanımız, Tüyap Beylikdüzü'nde Kitap Fuarı başlıyor..

27 Ekim - 04 Kasım Tarihleri arasında gerçekleşecek fuara, yine her yıl olduğu gibi pek çok yayınevi, yazar ve sanatçılar konuk olacak..

Fuar deneyimi "fazlaca" olan biri olarak, şayet "kitap almak" gibi masum hislerle gidiyorsanız fuara söyleyeceğim şudur Tüyap'ın konu hakkındaki resmi açıklamasını okumadan evvel;
fuarın en sakin demleri hafta içi akşam üzeridir.
okullardan toplanıp da fuar alanına salıverilen çocuklar olmaz,
"aa fuar varmış gel bakalım" diyen, kitaba "sebze-meyve" muamelesi yapan meraklı kalabalık olmaz, mankenlerin "imza günü" olmaz, izdihamın ortasında bulmazsınız kendinizi..
Güzel güzel kitaplarınıza kavuşur, yayınevlerine, yazarlara derdinizi anlatırsınız.. Huzur içinde de dönersiniz sonra yurdunuza..


Tüyap'tan fuar haberi..
“Kitap Fuarı’nda Akdeniz Rüzgarı Esecek…”

TÜYAP Tüm Fuarcılık Yapım A.Ş. ve Türkiye Yayıncılar Birliği tarafından TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi- Beylikdüzü’nde düzenlenecek olan 26. İstanbul Kitap Fuarı’nın “Onur Yazarı” ve “Tema”sı belli oldu.

İstanbul Kitap Fuarı Danışma Kurulu’nun oy birliği ile aldığı karar sonucunda Sayın Metin And, 26. İstanbul Kitap Fuarı’nın “Onur Yazarı” olarak belirlenmiştir.

İstanbul Kitap Fuarı, 1989 yılından beri her yıl ayrı bir tema çerçevesinde, okurla yazarı buluşturan kültür ve edebiyat etkinliklerini de kapsamaktadır. 27 Ekim- 4 Kasım 2007 tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan Kitap Fuarı’nın teması, İstanbul Kitap Fuarı Danışma Kurulu tarafından “Akdeniz’de Edebiyat; Edebiyat’ta Akdeniz” olarak kararlaştırılmıştır.

İstanbul Kitap Fuarı bu sene yaklaşık 500 yayınevi ve sivil toplum kuruluşunun katılımıyla düzenlenecektir. Kültür etkinlikleri ve imza günlerinde ise, konuk yazarların yanı sıra yüzlerce yazar, sanatçı, bilim adamı, gazeteci ve politikacı kitapseverlerle buluşma imkanı bulacaktır. 26. İstanbul Kitap Fuarı, ARTİST 2007 – 17. İstanbul Sanat Fuarı ile eş zamanlı gerçekleştirilecektir.

15.10.07

Toprağına Bir Şeyler Oldu

Hayrolsun…

Toprağına bir şeyler oldu. Senin bilmediğin şeyler; duymadığın, görmediğin...
Akıl sır erdiremediğin şeyler oldu toprağına. Aynı tepkileri veremez oldu insanların birbiriyle, aynı şeye kızamaz, aynı şeye gülemez oldu. Ne oldu toprağına senin? Suyu mu çekildi, otu mu bitmez oldu üstünde? Altında yatanlar mı ağladı da, etmediler haklarını helal kalanlara? Nefes alanların eli ayağı karıştı da birbirine, gözyaşı kardeş mi oldu kahkahasına? Ne değişti, ne tamlandı, ne eksildi…

Göz göze gelince insanların, çarpıştı alevleri birbiriyle. Dirsek dirseğe değdiler mi çekilir oldu kılıçlar. Dizi dizine dokunmaya görsün kimsenin, kan aktı. Ne sabahlara sığar oldu selam, ne geceye kaldı. Allah rahatlık versin’ler rafa kalktı uykudan öncelerde. Komşun aç yatarken tok uyudun uykulara, komşun yerken sopayı ağasından ses edemez oldun. Darda kaldın da kendi kendini dinledin sen de, kimse asmadı kulağını.

Ne oldu toprağına senin? Senin bilmediğin, kimsenin akıl sır erdiremediği bir şey oldu belli ki. İnsanların aynı dili konuşamaz oldu tenleriyle bile, bırak seslerini. Konuşmak için gözlerine bakmak yerine muhatabının, sırtını görmeyi yeğler oldu insanların. Toprağının akına yaraşmayanları gördü gökler, bastırılamayan çığlıklar duydu. Acıları çekti de bulutlar, yine toprağa bıraktı…

Geçmişe bir bak, uzanabildiğin kadar geçmişe… En geridekini görecek değilsin elbet, görebileceğinin en evveline bak sadece. Acısının ortasında bile şükrünü eksik etmeyen, gözyaşını dökerken, içini de hıçkırıklarına katan insanlarını gör bir. Kahkahalarının en şeninde, yüreğinin de gülüşünü duyabildiğin insanlarını... “Gribilmez”, aka ak, karaya kara diyen mert insanlarını, anlamadan evvel dinlemesi gerektiğini bilen…

Ne kadar geride olabilirler ki, senin ömrün yaşıtken benimkiyle, ne kadar geride olabilir ki onlar? Ama bir şey oldu işte. Ne olduğu, sonucundan daha vahim değil elbet. Bir şey oldu toprağına senin, yabancılaştı canciğer bildiğin bedenler, ruhlar. İklimler değişti, sınırlar çekildi insanlar arasına. Bölüşüldü ne var ne yoksa, kavga başladı bir türlü bölüşülemeyenler için…

Yalnız bakmakla kalma e mi, benim canım yanıyor çünkü, lazımsa şayet, yansın seninki de, ama seyirci kalma. Düşmesin dünün dostu yarın birbirine, dilini sivriltmesin kimse. Sivriltip de batırmasın kimsenin tenine.

Toprağına oldu bir şeyler, oldu ya… Hayrolsun…

11.10.07

avrupa'nın dergisi: Avrupa Dergisi!



Artık Avrupa'nın bir dergisi var!
O ne mi?
Anlatayım.

Uzunca ve derince bir geçmişi, daha doğrusu "hayal edilme süreci" olan bir iş Avrupa Dergisi. Dergicilik ve internet dünyası ile oldukça haşır neşir, yepyeni projeler ortaya koyup nihayetinde başarılı işlere imza atan birinin, Muammer Derebaşı, nam-ı diğer MUDER'in yönetiminde yayın hayatına adımını atan Avrupa Dergisi; genç, dinamik ve dünyanın dört bir yanına dağılan ekibiyle dikkat çekiyor. Dünyanın dört bir yanına dağılan o ekip, Avrupa Dergisi ortak paydasında buluşup heyecan ve emeklerini bu projeyle büyütüyor. Pek çok farklı konuda uzmanların, sanatçıların ve öğrencilerin yer aldığı bu ekibin dergisi, şimdilik Avusturya'da raflarda. Çok yakında ise tüm Avrupa'da satışta olacak.

İmkanı olan arkadaşlar, Avrupa'daki Türk'ler, Türkçe yayınlanan bu leziz dergiye bir göz atsın derim, kanımca çok ses getirecek..

http://www.avrupadergisi.com

9.10.07

Bu Kadar Zor Olmamalı

Geçen gün çok sevdiğim bir dostumla Taksim Tünel’e doğru bir kafede, Mihrimah Sultan’da oturuyorduk. Konu aramızdaki ilişkiden, yıllardır her şeye direnen ve kopmayan o sağlam bağımızdan açıldı. Dedim ki kulağına doğru, kalbine biraz da; “Seninle ben, dişi ve erkek kalıplar gibiyiz. Ya da fiş ve priz gibi bir ilişkimiz var. İkimiz apayrıyız, tezadız hatta bazen; ama o kadar birbirimizin içindeyiz ki aslında, bir araya gelmemizle birlikte yepyeni bir ‘şey’ oluşturuyoruz; bir enerji, bir manevi beden, bir ışık, her neyse…” Gülümseyerek baktı gözlerime, “Evet” dedi sadece; başını o en bildiğim biçimde yukarı aşağı sallarken.

Kahvelerimizi içip çıktık oradan. Adettendi, evlinin evinde, köylünün de köyünde olması gerekti. Yol aldık biz de uyup bu adete, vardık evlerimize. Sonra düşünmeye başladım ben- sanki hiç yapmadığım bir işmiş gibi. Dedim ki kendi kendime, “Ayrılıklarımıza rağmen bir arada kalabiliyorsak insanlarla, neden bunca sen-ben çatışması, ikilikler, anlaşmazlıklar ve nihayet zafer mücadeleleri?… Neyi yokuşa sürüyoruz, oturup konuşmak, bir ortak nokta aramak yerine neden kestirip atmayı seçiyoruz?”

Sonra bulur gibi oldum yanıtını, bulur gibi yaptım ya da bilemiyorum. Biz… Biz maalesef üşeniyoruz. Karşımızdaki insanın da bir dünya olduğunu, onun da kıvrımları, kırıkları, dökükleri, dehlizleri olduğunu göz ucuyla gördüğümüz anda, kaçışıveriyoruz uzaklara. Bir de üzerine “farklılıklarımızı” görür oldu mu gözlerimiz, ondan başka suçlayacak, karalanacak kimseyi aramıyoruz, aramaya da üşeniyoruz belki…

Bu kadar zor değil, en azından olmamalı. Ne mi zor olmaması gereken? Dinlemek elbette; biraz suskun kalmak, biraz kulak açmak karşıdakinin sözlerine. “Kestirip atmak” yerine, biraz olsun “önemsemek” katabilmek birbirimizle kurduğumuz her ilişkiye. Hiç değilse aslında bir olduğumuzu, insan’lığımızın en büyük ortak paydamız olduğunu ve bunun bile yüksek dereceden saygı hak ettiğini fark etmek… Bu kadar zor olmamalı.

7.10.07

Yeni'ce..

"Şu aralar n'apıyorsun?" sorusuna verdiğim o kadar az yanıt var ki; en başta kendim, sonra ailem ve nihayet arkadaş çevrem şaşırıyor bu duruma. Çünkü ben bu aralar, okula gidiyorum, yazıyorum, yüzüyorum ve araştırma yapıyorum. Evet, enteresandır ama bu dördünden ibaret hayatım.. En az bir sene de böyle gideceğim sanırım, şimdiden gözlerim görmemeye başladı okumaktan, lakin işim de bu değil mi zaten.
Bu bir iç döküştür, herkes bilsin diyedir nerede olduğumu ne yaptığımı..

Boş zamanlarınızda bizim kütüphaneye gelin, size "K-O" harfleri arasında bulabileceğiniz pek çok şeyi vaat eden bir ansiklopedi ısmarlarım belki, hiç olmadı bi latince-türkçe sözlük..

Haa unutmadan, çok pis tavla oynuyorum artık, rakip tanımam, öyle böyle değil!


not: çok da iddialı olmamak gerek aslında..

2.10.07

Değer Biçmek, Biçip Dövmek:.

Bugün şunu bir kez daha anladım; insan ederinden fazla değer biçmemeli hiçbir şeye. Olur da biçerse yanlıştan yanlışa, vurgundan vurguna sürükleniyor farkında olmadan. Zararı yine kendine dönüyor yani. Yarası kendi etinde gösteriyor yüzünü, sızısı kendi canında.

yok'la'ma!