Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Temmuz, 2007 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

gidişardı

Gitmişti.. Aksi düşünülemezdi. Severdi gitmeyi, o gidişinin ardından bir daha geldi tabi.. Ve yine gitti işte.. Konuşurdum onunla, saatlerce, anlamazdım nasıl akmış zaman.. Sabah olurdu, akşam olurdu, gece tanla buluşurdu, ben hiç anlamazdım ne olmuş ne bitmiş, guguk kuşu kaç kere ötmüş, bilmezdim.. Ama belki en iyisi buydu, beni burada kendimle bırakması ve gitmesi dilediği yere.. Acıyla beni yeniden karşı karşıya getirmesi..
Bir de hep aynı soru dönmese beynimde; gelecek mi geri, unutacak mıyım yine saatleri gözlerinde gezinirken..

nefessizdeniz

Tuzlu suyun altında, gözlerimi kırpıştırabiliyorum sadece ama seviyorum o suyun göz bebeklerime değmesini.. Küçücük balıkların ayaklarıma üşüşmesini ve kumun altında uyuduğunu düşündüğüm masal kahramanlarından birinin aniden uyanacağını hayal etmeyi..
Evet.. Ben denizin altındayken, inemeden derine hayal kurmaya başlıyorum sanırım ve sorun da tam olarak burada baş gösteriyor.
Aniden o durgun, sakin gerçekliğe uyanınca, ürperiyorum ve kesiliyor nefesim..

Eksik-şimdilik..

Konuştuğumuz sözler yok seninle, ardında görüntülerin aktığı bir şehir meydanında söyleşmedik hiç. Dinlerken salındığımız, salınırken birbirimize çarptığımız müziklerimiz olmadı. Ben uzaktan izledim seni, izler gibi yaptım uzunca süre. Gözlerimi değdirdim omuz başlarına, dirseklerine, tüm köşelerini gezdim. Seni görmeden yaptıklarım, seni gördüğümde ne yapacağımı bilememelerimi hazırladı, ayaklarımı birbirine doladı, ve ellerimi, dilimi bir de…

...

Biraz Daha

teninin ardında beni tümleyen bir şey var.
sen yokken eksilen o sanırım.
sendelememe sebep olan, beni topallaştıran..

mevsim dönümlerinde gerçekleştirmeyi umduğum hayallerin hayal olarak hayatlarını devam ettirme kararını almalarıyla birlikte, o teninin ardındaki beni tümleyen şeyi de duyamamaya başladım.
ne fenaydı dokunamamak, ne fenaydı özleyip de, özlemek yalnızca...

bir şehre yağan yağmurun altından ıslanan ben, düşlerim cebimde. mevsim dönümlerine tanık olmak bir kez daha, teninden uzak. uzaklar içinde gidip gelirken, "bu hiç bitmez mi?"lere boğmak kendimi, boğulmak istemli. eksikliklerimi sıkıştırıyor ellerim, parmaklarımın arasından damlıyor olmayanlarım. arada kırılıyor düşlerim, dökülüyor yere. kalbim de sıkışıyor bir yandan. sıkışıklıklar arasında kalıyorum, boğuluyorum istemli.

sen yine göz kararınca uzak bir yerde, kulak memesi kıvamında yastıklarda başın. teninin ardında beni tümleyen her şey uykuda. ne hoş başka bir şehrin göğünün altında seninle uyuma fikri, …

Akış

Yolculuk bir düşünme süreci.
Ölçüp biçme, tartma, dökme yeri.
Şayet bir otobüste, vapurda, uçakta ya da trendeyseniz.

Hayatınız, tanık olduğunuz, işittiğiniz, okuduğunuz hayatlar akar gider gözlerinizin önünden ve bir iki sivri dikene takılır gözünüz.
Güzel anılar da olabilir bunlar, kapanmayan yaralar da.
Özlemleriniz de olabilir zihninize düşen, nefret ettikleriniz de.

Her yolculuk, yeni bir keşfe gebedir. sadece bir çift gözün görmeye yetmeyeceği bir keşfe..
şanslıysanız ve bakmanın ötesini gördüyseniz pek çoklarına tabi..

Okan Bayülgen ve İnternet Sözlükleri

kimileri onun online sözlüklere, sizin, benim gibi adamların yazdığı sözlüklere yakınlığını sırf "bana net aleminde cephe alınmasın da şirin görüneyim ben bi'" fikrinden ötürü olduğunu ileri sürüyor.

halbuki okan bayülgen sayıları binleri aşan klavye fatihlerinin cirit attığı bu oluşumların ne kadar kuvvetli, kudretli olduğunu ve pek çok bilgili insanı bir araya getiren sözlük yapılanmaları gibi özgün işlere duyduğu ilgiyi göz önüne sermek için konuşuyor sözlükler hakkında `kanımca`.
tabi belki bir de, sözlük camiasına(!) yakın isimlerle birlikte çalıştığı için dilinde sözlükler bu kadar...

sebebi ne olursa olsun, işe bu taraftan, sözlük yazarlığı konusunda hatrı sayılır bir geçmişe sahip biri olarak baktığımda alkışlanası bir iş yapıyor. bunu online sözlükleri övdüğü için söylemiyorum elbette. sözlükleri, ezbere kötüleyen adamlara karşın, "e adam bir okusaydın da öyle bangırdasaydın" diyebilmesinden dolayı söylüyorum. kendisi hakkında onlarca, yüzlerce belki kötü…

Şehrin Mor Çiçekleri ve Yangın

Efkar sardı karanlık geceyi. Gittiği yolları aydınlatmaz ki başucumda yanan mumun kifayetsiz ışığı. Yangınım ona. İçimdeki yangın ona. O şehirleri yok edecek, ağaçları evleri kül edecek yangınım sevdiğime... Çağlıyorum bu gece yine, kulağımda "gitme"li şarkılar...
Gözyaşım düştü ateşe, içimi sızlattı mumun çığlığı. Hiç kendi halime bakmazdım ben, kendime yanmazdım. Gözümden düşürdüğüm yaşıma değil, mumun imdat çağrısına yandım. Yandım, yaktım şehri mumla birlikte. Bu gece bir kibrite baktı...
Bir bakmış, bir yakmış; bir varmış, bir yanmış, bir közmüş, bir sönmüş...Yar gitmiş uzak şehre, yüreğimi yanında götürmüş. Teninin sıcağının ıslağıma karıştığı saatler sanki rüyaymış, düşmüş. Bir günmüş, bir dünmüş; bir gülmüş, bir küsmüş...Işıl ışıldı yeşil gözleri ayrılık saatinden önce; şehir ışıl ışıldı gözleriyle. Bindiği otobüsle birlikte karardı; önce o cadde, sonra bu kent. Gözümden akan yaşlar suladı bu şehrin parklarını o gece.Yakınlarda yangınımın yakacağı parkların mor çiçekle…

Sus

senin için şiirler okudum bu gece kendi kendime... sana yollamak istedim şu kadarcık mesafeden, rüyana bulaşsın diye... ama yapmadım...yapamadım...sana dair bir şiir bulmak istedim, bulamadım...ben yazmak istedim, yazamadım...sana yazayım dedim en sonunda, sadece sana... bir şiir olur belki diye...sonra sevdamın şiirliği geldi aklıma, bu kez de susamadım...

Tek Kişilik Şehir

Sebepsiz yalnızlıklar dolanır bu şehirde. Çok bildik ancak ıssız sokaklarında fırtınalar kopar yüreklerde, gök uyur. O yürekler gecenin bir yarısı korkusuz açılırken huzur rıhtımından dingin denizlere, yıkılır dağlar, şehir perişan… Nedir bizi bu kadar silen bu şehrin özünden, nedir bizi bize iten? Kayıp zamanları bulamama çekincesinden sıyrılıp hoyratça harcamak anı ve etaplarını mükemmel bir hızla geçmek yalnızlığın. En tepeye, en ‘yalnız’a varmak; neden? Görmek ama sessiz kalmak, duymak ama yaşamamış saymak, hissetmek ama dokunmamaya yemin etmek ne kadar doğrudur? Bir insan şu İstanbul’da, İstanbul’u ne kadar yaşayabilir duyumsuz? Cevabını aramayın, sorduğuma da bakmayın. Çok tanıdık yanıtı. Evet, İstanbul’da yaşayabilir insan bu şekilde. Bir bir geçerken yanındaki, sağındaki, solundaki insanları onları umursamadan, saat beşte güneşin soluksuz, yorgun tahta çıkışın görmeden, ‘beyinevi’nin duvarlarının dışındaki sesi duymadan yaşayabilir. ‘Ben’ini unutarak, soyutlanarak ‘…

İstanbul

Bir fotoğraf.. İstanbul'dan.. Grisiyle, sakladığı coşkusuyla.. İstanbul gibi, İstanbul kadar..