Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Mart, 2007 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Adı Yok Dergisi...

Adı Yok bir gençlik edebiyat dergisi...

11 yıldır yayın hayatına devam eden, üniversite ve lise öğrencilerinden oluşan kadrosu ile amatör yazarlarla sayfalarını paylaşan bir dergi...
Eğer şu anda bu satırları okuyan gözler de yazıyor, ya da etrafında eli kalem tutan bedenler görüyorsa inceleyin derim Adı Yok'u..
Adı Yok yeni yazılar, yeni yazarlar bekliyor... adiyok@adiyok.com asliaker@adiyok.com

Hasan'ın Rüyası

Hasan, rüyalar görüp gördüğü her rüyayı unutan bir adam. Hasan, rüyalarında gülümseyip uyandı mı güne küsen bir adam.

İki çocuğu var; biri kız, biri erkek. Erkek evlat askerde, adı Murat. Kızıysa bebeğiyle bir beden Nuran, üç ay var daha bebeğinin çığlığına. Nuran kocasız, kocalı da kocasızlardan. Bir meyhane dönüşü, dönüşlerin en kadersizi olmuş Nuran’ın kocası için.

Nuran’ın kocası ölmüş, bir dört tekerli çarpınca. Öyle hemen de değil, bir kaldırımda kalmış, nefes alıp verirmiş önce. Sonra insaflı bir taksici almış arabasına ama Nuranı’ın kocası alamamış bir nefes daha. Varamadan hastaneye ölmüş. Ölmüş de umutları da beraberinde götürmüş otuzunda, cebinde yüklüce bir para. Nuran’sa yirmi yedisinde bir kadın, bebeğiyle bir beden, üç ay sonra ana. Hasan evli; yani barakalı demek daha uygun aslında. Hasan evli ama, yalan da değil hani, karısı başka bir evde bir hastanın baş ucunda. Para kazanmak tek gayesi. Hastası son demlerinde ama umut kesilmez ya Allah’tan, Hasan’ın karısı duada; …

Özüm de benden, közüm de...

Doğum sancısıyla uyandı bir şubat öğle sonrası. Gözyaşı sanıyordu yanaklarından dökülen damlacıkları, oysa göz kapakları terliyordu. Geride bıraktığı günler, gerçekliğinde bıraktığı yarıklar birlik olup rüyasını istila etmişlerdi bu gece. Kaybolduğu sokaklar, ceplerinde müebbetlik suçlar taşıyan adamlarla göz göze gelmeleri, o çok sevdiği caddenin kesilen ağaçlarını ve o ağaçları kesilene dek fark edemeyişine yanmaları, bu öğle sonrası göz kapaklarını terletiyordu.

Ne yapacağını bilmez bir halde kalktı uyuduğu yatağından, neden kalktığını da bilmedi. Yatakta uyuyan adama baktı; güneş karanlığı sildikçe gökyüzünden, sanki siliniyordu yastıktan adam. Umursamadı; ne sinsice yok olan varlığını, ne de yokluğunun getireceklerini. “Var oldu da ne oldu?!” dedi iç sesi, içine ses oldu dili, damağı; çıktı odadan.

En sevdikleri yanı başındaydı kendini koltuğa bıraktığında. Çakmağı, kalemi, yeni aldığı defteri. Sancısı sıklaşıyordu. Canı acıyordu, kalemine uzandı eli. Yüzünü ekşitip vazgeçti. Bi…

Pazar Sabahlarında Hayatı İrdeleme Seansları

Doğan her günün umut dolu ışığı sen daha uyurken çalıyor kapını. Duyup uyanman zaman alıyor. Uyanamıyorsun yorgunluğundan, gecelerin karanlığından bir türlü. Açıyorsun gözlerini yatağında, bembeyaz tavana bakarak. Günün ilk sahnesi: tavana beyaz soğukluğunda bir merhaba!

Ayakların çıplak basıyorsun ilk defa yere. İlk dokunuş: beyaz kadar soğuk. Kapı çalıyor; duymuyorsun. Yüzünü yıkamaya gidiyorsun, ürperiyor tenin. Suyun buz gibi olduğunu düşünüp mutfağa yöneliyorsun. “üşürüm yıkarsam yüzümü, daha sonra yıkarım.” diyorsun. Yıkarsın!
Dolabı açıyorsun; elmalar görüyorsun, kıpkırmızı elmalar. Canın çekiyor. “ama daha yeni kalktım, ne elması?” diyor, canının çektiğiyle kalıyorsun. Olsun, yersin sonra. Yersin!

Odana gidiyorsun yeniden, ayakların donuyor. Bir kitap alıp atıyorsun kendini koltuğa. Ayaklarını altına alıyorsun; soğuk ayakların. Kitabı açıp okumaya başlıyorsun. Kapı kırılacak neredeyse, duymuyorsun. Duysan da kalkmazsın; biliyorum. Okumaya başlıyorsun, göz gezdiriyorsun, her n…
Köprü varmış Topkapı'ya, bir İstanbul gecesi.. fotoğraf: aslı aker

Shakespeare'den Ruha Dokunan Düşünceler

Bir kitap doğdu…
Elimin kalemi kavramayı öğrendiği günden bu yana bir tutku yazmak benim için; keza okumak da gözlerimin işlevini anladığım günden beri bir tutku. Edebiyat ise tutkularıma dokunmama vesile olan bir zemin oldu.
Yazmak, yazmak, yazmak… Yazdıkça, bir önce yazılandan uzaklaşmak, yeni ve daha iyi olana varmak… Denemek, sıkılmak, bırakmak… Geri dönmek, yılmamayı, bazen kendinle, bazen kaleminle savaşmayı öğrenmek… Ve nihayetinde, yine yazmak, yeniden yazmak… Yaptığım buydu şimdiye dek.

Elinizdeki kitap bahsettiğim bütün okumaların, yazmaların ürünü.
Projeyi hayata geçirebilmek için atılan adımlar…
Hiçbir hazırlığa benzemeyen hazırlanmalar başladı. Bir süreç bu; yorucu ama bir o kadar da keyifli bir süreç. Bir kitaba hazırlanmak, bir kitabı oluşturmak…
Öncelikle nerede olduğumu tespit etmeliydim. Genç bir kalemin, çağının ve kendisinden sonraki tüm zamanların en büyük oyun yazarına nereden baktığı, ne gördüğü idi temel hareket noktam; lise yıllarında Shakespeare ile tanışan…

Mevlana'dan Ruha Dokunan Düşünceler

Söz aydınlanırken…

Yazmak tutkusunun bir diğer durağında kalem, bir diğer yazma sevdasında. Gönlümü tatlandıran, içime tatmadığım ballar akıtıp beni yükselten, her dizede içime huzur salıp beni dingin uykulara yatıran ya da aksine sorgulamalara sürükleyen o… Dünyanın şiirinin ardındaki destandı onun gördüğü, söylediği. İnsanın içindeki insana ulaşmaktı gayesi. Aşka giden, aşkla bezeli yolda, karşısına çıkan yolculara da anlattı aşkının büyüsünü, yüceliğini, hakikatini… Mevlana…
İsmi kıtaları aşan bir derya o. Varlık, oluş, dünya, insan ve daha nice konular hakkında insan olma duyarlılığı ve bilinciyle ile bir felsefe oluşturmuş bir şair, düşünür, mutasavvıf. Mevlana’dan “ruha dokunan düşünceler” derlemek, içsel bir yolculuğa çıkıp kendimi keşfetme süreciydi benim için. İnsan, varlık, evren kesitleri üzerinde bir bilimsel araştırmaydı adeta bu çalışma. Çünkü her okuduğum cümle benim gözümde hayat buluyor, içimi dolduruyordu. Oturmayan taşlarımı yerine yerleştiriyor, gönlümün belki de …